AvivaSA Emeklilik ve Hayat, kamuoyunda ses getirecek çok farklı projelerle adından söz ettirmeye hazırlanıyor. Bireysel ve toplumsal tasarrufu teşvik etmeyi hedefleyen projenin bir ayağını yeni reklam kampanyası oluşturuyor.
“AvivaSA geleceğini biriktirir”
Tasarruf etmenin eskilere ait bir kavram haline geldiği günümüzde, tüketim çılgınlığına karşı “biriktirmek güzeldir” sloganı ile hareket eden AvivaSA’nın yeni kampanyasının temel felsefesini tüketim toplumu değil de birikim toplumu olmak oluşturuyor. 22 Nisan 2008 tarihinden itibaren görsel ve yazılı basında yayınlanmaya başlayacak olan reklam kampanyasında, gereğinden fazla yapılan tüketime dikkat çeken AvivaSA, “AvivaSA geleceğini biriktirir” konsepti ile kişileri tasarrufa yönlendirmeyi ve mevcut alım güçlerinin ileriki yaşlarda da aynı seviyede devam etmesini sağlamayı hedefliyor.
Astoria Alışveriş Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında kampanyayı anlatan AvivaSA Genel Müdürü Meral Egemen, toplantıyı özellikle bir alışveriş merkezinde düzenlediklerini belirterek kişilere “almayın” demediklerinin altını çizdi. Gereğinden fazla harcamak yerine, birikim yaparak kişileri geleceklerini güvence altına almak için yönlendirmeyi hedeflediklerini belirten Egemen, AvivaSA’yı bir hayat kumbarasına benzeterek bu kampanyanın kişileri fazla harcamaları konusunda düşündüreceğine, kendilerini ve sevdiklerini güvence altına almak için harekete geçireceğine ve tasarruf disiplini yaratmada kişilere destek olacaklarına inandıklarını belirtti.
AvivaSA yeni projelerle adından söz ettirecek
1 Kasım 2007 tarihi itibariyle gerçekleşen birleşmeden doğan AvivaSA Emeklilik ve Hayat, sektörün lideri olarak sektöre önderlik edecek, kamuoyunu yakından ilgilendiren projeleri de uygulama geçirmeye hazırlanıyor. Yeni kampanyası ile tasarrufu yükselen değer yapmayı hedefleyen AvivaSA’nın önemli projeleri arasında görme engellilere yönelik bir çalışma da yer alıyor. Detaylarının yakın zamanda kamuoyu ile paylaşılacağı proje dışında, AvivaSA ayrıca 2 binin üzerinde çalışanının yarattığı sinerjiyi toplumsal faydaya dönüştürmeyi amaçlıyor. Geçtiğimiz günlerde tüm şirket çalışanları ve yöneticilerinin kan bağışında bulunduğunu söyleyen AvivaSA Genel Müdürü Meral Egemen, “Bir emeklilik ve hayat sigortası şirketi olarak işimizin özü sosyal sorumluluktur” diyerek kurum içinde sosyal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi için yoğun bir çaba içinde olduklarını belirtti.
Egemen, düzenlenen toplantıda AvivaSA’nın ilk altı ayını da değerlendirdi. Yüzde 24,13’lük pazar payı ile sektörde en çok fona sahip olduklarının altını çizen Egemen, “Biz kalıcı liderliğin toplumsal konulara hassas, sosyal sorumluluğa sahip bir şirket olmaktan geçtiğini düşünüyoruz. Esasen bireysel emeklilik ve hayat sigortacığı bu noktada toplumun daha iyi hale gelmesi için de çalışan bir sektör. Kişilerin geleceklerine sahip çıkmak için bugünden yaptıkları bir yatırım alanı. Aynı şekilde biz de AvivaSA olarak yarınlarımız için çalışıyoruz. Toplumun geleceğini biriktirmesi için işimizi, daha sağlıklı bir gelecek için de gönüllülerimizle sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz” dedi.
KAYNAK: http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?id=6279
YORUM:Biriktirmekten daha çok harcamanın kabul gördüğü Türkiye’de, Sabancı ile birleşmesinden sonra reklam kampanyalarına ağırlık veren Avivanın yeni kampanyası gerçekten çok anlamlı… Temel olarak, damlaya damlaya göl olur prensibiyle hareket eden, sigortacılık sektöründen ‘geleceğini biriktirir’ gibi akılda kalacak bir sloganla ve harcama/biriktirme ikilisinin birlikte kullanıldığı yeni kampanyalarıyla bundan sonra daha akılda kalıcı olacağı ve marka bilinirliğini arttıracağını düşünüyorum. Reklamlarda kullanılan müzik ve görüntülerin de kampanyanın akılda kalıcılığında şimdiden çok büyük yardımı olduğunu görebiliyoruz.
Meriç Akcan - 107604111
Sunday, May 25, 2008
AIRPORT ADVERTISING EFFECTIVENESS: AN EXPLORATORY FIELD STUDY
SOURCE: Journal of Advertising, spring 2008; 31,1 ABI/INFORM Globe pg.59
AUTHORS: Rick T. Wilson, Brian D.Till
SUMMARY: This article is based upon a field study that was conducted in New York city’s LaGuardia Airport to show the ways to be effective in airport advertising. The reason for a such research is explained in the article to be, traditional advertising being inefficient as people spent more time out of home. Considering also that there has been an increase in air traffic by %20, so does the flight delays and people has to spend more time on airports and the firms decided to take advantage this situation and conduct field studies on how to be effective about airport advertising.
There has been 3 studies on airport advertising. The first study is an ethnographic observational study of people’s interaction with airport advertising. It has been a qualitative research. İn which ineractions between members and memebers and objects are observed among different group of interests. The results of this ethnogapic study suggests that placement of ad s is very imprtant for recognition and it is important for airports advertisements to be located away from security checkpoint and not in the gate waiting area.
The second and the third studies examine recall and recognition of airport advertising and seek to identify relevant variables that impact such recall and recognition. In the reseach for recognition, it is measured if the individual does remember seeing a particular ad and recall is defined to be the ability to identify a memory trace for an ad without being prompted by the ad itself. Both of the researches are descriptive and in the airport advertising case, the article emphasises that, the main issue fort he recognition of an ad in an airport is the number of flights from that airport. Not age or gender but people who flies more does recognize the ad s more. The most efficient location for airport ads to be recognized are the corridor sides and multiple ads near retail outlets.
The third study is on recall. The mehtod that has been succesfully used for home advertisement successfully in many out-of home ad studies. On contrary to recognition studies, it is told that spending more time in airports or placement is not that important. The shape of the ads and the number of wording ana a unique size is also outlined to be important in airport advertising. According to the research, another important issue for recall is the advertisements to be composed of airport or flight related themes.
Based on these three studies five general themes appear to be significant. The first is where the ad is located. The second is the activities of the passengers and their concentration level. The third theme is the consistancy of the ad s in airports with other out-of home ads and using executiorelated elements. The fourth theme tells us that some ads create recall and some create recognition. The fifth element identified has been the charecteristics of the passengers .
Finally, it is argued in the article that the airport advertisers are recommended to use multimethod approach to be more efficient and take the above mentioned five themes with also taking the airport management’s approval and help in providing necessary services.
Başak Eyüpoğl 107604112
AUTHORS: Rick T. Wilson, Brian D.Till
SUMMARY: This article is based upon a field study that was conducted in New York city’s LaGuardia Airport to show the ways to be effective in airport advertising. The reason for a such research is explained in the article to be, traditional advertising being inefficient as people spent more time out of home. Considering also that there has been an increase in air traffic by %20, so does the flight delays and people has to spend more time on airports and the firms decided to take advantage this situation and conduct field studies on how to be effective about airport advertising.
There has been 3 studies on airport advertising. The first study is an ethnographic observational study of people’s interaction with airport advertising. It has been a qualitative research. İn which ineractions between members and memebers and objects are observed among different group of interests. The results of this ethnogapic study suggests that placement of ad s is very imprtant for recognition and it is important for airports advertisements to be located away from security checkpoint and not in the gate waiting area.
The second and the third studies examine recall and recognition of airport advertising and seek to identify relevant variables that impact such recall and recognition. In the reseach for recognition, it is measured if the individual does remember seeing a particular ad and recall is defined to be the ability to identify a memory trace for an ad without being prompted by the ad itself. Both of the researches are descriptive and in the airport advertising case, the article emphasises that, the main issue fort he recognition of an ad in an airport is the number of flights from that airport. Not age or gender but people who flies more does recognize the ad s more. The most efficient location for airport ads to be recognized are the corridor sides and multiple ads near retail outlets.
The third study is on recall. The mehtod that has been succesfully used for home advertisement successfully in many out-of home ad studies. On contrary to recognition studies, it is told that spending more time in airports or placement is not that important. The shape of the ads and the number of wording ana a unique size is also outlined to be important in airport advertising. According to the research, another important issue for recall is the advertisements to be composed of airport or flight related themes.
Based on these three studies five general themes appear to be significant. The first is where the ad is located. The second is the activities of the passengers and their concentration level. The third theme is the consistancy of the ad s in airports with other out-of home ads and using executiorelated elements. The fourth theme tells us that some ads create recall and some create recognition. The fifth element identified has been the charecteristics of the passengers .
Finally, it is argued in the article that the airport advertisers are recommended to use multimethod approach to be more efficient and take the above mentioned five themes with also taking the airport management’s approval and help in providing necessary services.
Başak Eyüpoğl 107604112
Dünyanın en güçlü markaları
Dünyanın en güçlü 100 markası açıklandı. İlk üçü sırasıyla Google, GE ve Microsoft paylaştı. En iddialı çıkış 30 milyar dolarlık büyümeyle ABD’li Apple’dan geldi. En hızlı yükselen marka ise Blackberry oldu.
ABD merkezli araştırma şirketi MillwardBrown Optimor’ın geleneksel olarak hazırladığı ‘BrandZ Top 100 En Güçlü Markalar’ sıralamasında yeni ekonomi devi Google 86.1 milyar dolarlık marka değeriyle birinci oldu. Google markasını, 71.4 milyar dolarla General Electric (GE) izlerken, üçüncülük 70.8 milyar dolarla yazılım devi Microsoft’un oldu.
2008’in ‘BrandZ’ sıralamasında ilk 100’e giren markaların toplam değeri bir önceki yıla göre yüzde 21’lik büyümeyle toplam 1.96 trilyon dolara çıktı.
En güçlü çıkış Apple, en hızlı büyüme Blackberry
Bu yılki listede en güçlü çıkışı marka değerini 30 milyar dolar artıran Apple gerçekleştirirken, en hızlı büyüme rakamını ise Kanadalı RIM firmasının mobil cihaz markası Blackberry yakaladı. Blackberry markası bir önceki yıla göre yüzde 390’luk büyüme rakamının altına imza atarak listede 51’inci sıraya yerleşti.
Açıklanan listenin tamamına bakıldığında ABD’li şirketlerin marka liginde açık ara önde olduğu görülüyor. Buna karşın Asya ve Çin bölgesinden gelen markaların da bu yıl değerlerini önemli oranda artırdığı gözlendi. İlk 100 marka içine China Mobile, Bank of China, China Construction ve ICBC gibi markaları sokan bu bölge toplamda 124 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı.
50 bin marka var
Google ve Microsoft ile kendi kategorisinde iki markayı ilk üçe sokan teknoloji sektöründeki gelişmelere bakıldığında bir önceki yıla göre büyümenin yavaşladığı görüldü. İlk 100 marka içinde bu sektörün büyüklüğü 187.5 milyar dolar olarak hesaplandı.
Millward Brown Optimor’un tüm dünyada 50 bin markayı kapsayan araştırmasında, şirketlerin dolar üzerinden değerleri ölçüldü. Tüketici algılarına ait somut ölçümlerle finans verilerinin birleştirildiği marka sıralaması için dünya genelinde yıllık 1 milyonu aşkın tüketiciyle görüşüldüğü açıklandı.
Sektörlere göre üç büyükler (milyar dolar)
TEKNOLOJİ
Google 86.0
Microsoft 70.8
IBM 55.3
FİNANS
Bank of America 33.0
Citi 30.3
ICBC 28.0
HAZIR GİYİM
Nike 12.4
H&M 11.1
Zara 8.6
MOBİL İLETİŞİM
China Mobile 57.2
Vodafone 36.9
Verizon 19.2
PERAKENDE
Wal-Mart 34.5
Tesco 23.2
Home Depot 15.3
OTOMOBİL
Toyota 35.1
BMW 28.0
Porsche 21.7
.
kaynak:http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?id=6277
YORUM:İlk üç sırayı teknoloji firmalarının ellerinde tutması hiç de şaşırtıcı değil tabii ki ancak haber de de vurgulanan Çin in hızlı yükselişi ile bundan sonraki dönemlerde sıkça karşılaşacağız diye düşünüyorum. İnnovasyon kelimesi ile nerdeyse eş anlamlı hale gelen APPLE markasının da en hızlı büyüyen firma olması çok doğal, Steven Jobs un açık ara farkla elinde tuttuğu Pazara 2008 de yenilerini ekleyeceğinin ve atılımlarının IPHONE ve daha d farklı ürünlerle yelpazasini arttıracaktır. Listenin otomobil markalarından 3. Büyük olan Porsche’nin de Hintli TATA tarafından satın alındığını da düşünürsek, Çin-Hindistan ikilisinin 2008 in en büyüklerinde göreceğimizin en güzel göstergesi….bunun yanında da şu an bilançolarında zarar açıklamakta olan finans sektörünün demirbaşlarında özellikle de geleceğine kuşku ile bakılan CITI Bank’ın da bu sıralamadaki yerleri 2008 de ne olacak bekleyip görmek lazım doğrusu….
Başak Eyüpoğlu- 107604112
ABD merkezli araştırma şirketi MillwardBrown Optimor’ın geleneksel olarak hazırladığı ‘BrandZ Top 100 En Güçlü Markalar’ sıralamasında yeni ekonomi devi Google 86.1 milyar dolarlık marka değeriyle birinci oldu. Google markasını, 71.4 milyar dolarla General Electric (GE) izlerken, üçüncülük 70.8 milyar dolarla yazılım devi Microsoft’un oldu.
2008’in ‘BrandZ’ sıralamasında ilk 100’e giren markaların toplam değeri bir önceki yıla göre yüzde 21’lik büyümeyle toplam 1.96 trilyon dolara çıktı.
En güçlü çıkış Apple, en hızlı büyüme Blackberry
Bu yılki listede en güçlü çıkışı marka değerini 30 milyar dolar artıran Apple gerçekleştirirken, en hızlı büyüme rakamını ise Kanadalı RIM firmasının mobil cihaz markası Blackberry yakaladı. Blackberry markası bir önceki yıla göre yüzde 390’luk büyüme rakamının altına imza atarak listede 51’inci sıraya yerleşti.
Açıklanan listenin tamamına bakıldığında ABD’li şirketlerin marka liginde açık ara önde olduğu görülüyor. Buna karşın Asya ve Çin bölgesinden gelen markaların da bu yıl değerlerini önemli oranda artırdığı gözlendi. İlk 100 marka içine China Mobile, Bank of China, China Construction ve ICBC gibi markaları sokan bu bölge toplamda 124 milyar dolarlık büyüklüğe ulaştı.
50 bin marka var
Google ve Microsoft ile kendi kategorisinde iki markayı ilk üçe sokan teknoloji sektöründeki gelişmelere bakıldığında bir önceki yıla göre büyümenin yavaşladığı görüldü. İlk 100 marka içinde bu sektörün büyüklüğü 187.5 milyar dolar olarak hesaplandı.
Millward Brown Optimor’un tüm dünyada 50 bin markayı kapsayan araştırmasında, şirketlerin dolar üzerinden değerleri ölçüldü. Tüketici algılarına ait somut ölçümlerle finans verilerinin birleştirildiği marka sıralaması için dünya genelinde yıllık 1 milyonu aşkın tüketiciyle görüşüldüğü açıklandı.
Sektörlere göre üç büyükler (milyar dolar)
TEKNOLOJİ
Google 86.0
Microsoft 70.8
IBM 55.3
FİNANS
Bank of America 33.0
Citi 30.3
ICBC 28.0
HAZIR GİYİM
Nike 12.4
H&M 11.1
Zara 8.6
MOBİL İLETİŞİM
China Mobile 57.2
Vodafone 36.9
Verizon 19.2
PERAKENDE
Wal-Mart 34.5
Tesco 23.2
Home Depot 15.3
OTOMOBİL
Toyota 35.1
BMW 28.0
Porsche 21.7
.
kaynak:http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?id=6277
YORUM:İlk üç sırayı teknoloji firmalarının ellerinde tutması hiç de şaşırtıcı değil tabii ki ancak haber de de vurgulanan Çin in hızlı yükselişi ile bundan sonraki dönemlerde sıkça karşılaşacağız diye düşünüyorum. İnnovasyon kelimesi ile nerdeyse eş anlamlı hale gelen APPLE markasının da en hızlı büyüyen firma olması çok doğal, Steven Jobs un açık ara farkla elinde tuttuğu Pazara 2008 de yenilerini ekleyeceğinin ve atılımlarının IPHONE ve daha d farklı ürünlerle yelpazasini arttıracaktır. Listenin otomobil markalarından 3. Büyük olan Porsche’nin de Hintli TATA tarafından satın alındığını da düşünürsek, Çin-Hindistan ikilisinin 2008 in en büyüklerinde göreceğimizin en güzel göstergesi….bunun yanında da şu an bilançolarında zarar açıklamakta olan finans sektörünün demirbaşlarında özellikle de geleceğine kuşku ile bakılan CITI Bank’ın da bu sıralamadaki yerleri 2008 de ne olacak bekleyip görmek lazım doğrusu….
Başak Eyüpoğlu- 107604112
An integrative framework for cross-cultural consumer behavior
Arden Agopyan
107604003
Authors: David Luna, Susan Forquer Gupta University of Wisconsin-Whitewater, Whitewater, Wisconsin, USA
2001. Volume 18, Number 1, Pg. 45-69
Source: International Marketing Review
Summary
As the world economy becomes more and more cross cultural, marketing analysts and specialist are looking for new ways of understanding the cultural effects of consumer behavior. Ideal marketing tools will attract attention, create desire and interest. International competition forces firms to provide for a broader market therefore at its most complex level, the firm is required to provide for a demand which comes from overseas and across the globe. An individual is greatly influenced by the cultural value system that he or she is exposed to. Once the general character of that group is identified and the view of action is determined, it can be classified as the group’s norm. Furthermore the differences which each cultural group possesses are very important for the different cultural manifestations.
Marketers are required to compare the behavior of consumers from different cultures and isolate the cultural causes of consumer behavior differences. Just to set as an example we can focus on symbols which are recognized and interpreted differently by isolated cultures. Since language has a big impact on consumers’ cognition, the information received will get processed differently leading to varying choices across cultures and languages. Thus, comparing market places is crucial for marketing planning and development.
In conclusion, this article investigated how culture shapes consumer behavior. The framework which is constructed is a basic tool of general understanding for macroeconomical supply and demand for foreign markets.
107604003
Authors: David Luna, Susan Forquer Gupta University of Wisconsin-Whitewater, Whitewater, Wisconsin, USA
2001. Volume 18, Number 1, Pg. 45-69
Source: International Marketing Review
Summary
As the world economy becomes more and more cross cultural, marketing analysts and specialist are looking for new ways of understanding the cultural effects of consumer behavior. Ideal marketing tools will attract attention, create desire and interest. International competition forces firms to provide for a broader market therefore at its most complex level, the firm is required to provide for a demand which comes from overseas and across the globe. An individual is greatly influenced by the cultural value system that he or she is exposed to. Once the general character of that group is identified and the view of action is determined, it can be classified as the group’s norm. Furthermore the differences which each cultural group possesses are very important for the different cultural manifestations.
Marketers are required to compare the behavior of consumers from different cultures and isolate the cultural causes of consumer behavior differences. Just to set as an example we can focus on symbols which are recognized and interpreted differently by isolated cultures. Since language has a big impact on consumers’ cognition, the information received will get processed differently leading to varying choices across cultures and languages. Thus, comparing market places is crucial for marketing planning and development.
In conclusion, this article investigated how culture shapes consumer behavior. The framework which is constructed is a basic tool of general understanding for macroeconomical supply and demand for foreign markets.
Thursday, May 22, 2008
Renault'dan çarpışan arabalar...
Yorum:
Renault son reklam kampanyasında güvenlik temasını ön plana çıkarmak için çok çarpıcı bir reklam filmi hazırlayarak güvenilir otomobiller üretmek konusunda da ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. “Renault Otomobiller Yaratır" sloganıyla kendisini sektörde yeniden konumlandıran Renault yıllardır süre gelen ve insanların Renault da araba mı? gibi tepkiler vermesine neden olan Toros, Broadway ve Flash gibi modellerini tarihin tozlu raflarına kaldırarak yerlerine orta sınıf otomobil segmentinde yer alan kaliteli, konforlu ve güvenilir bir ürün yelpazesi getirdi. Bu değişiklikler firmanın gelişime ve yeniliğe ne kadar hızlı ve doğru bir şekilde uyum sağladığının da bir göstergesidir. Renault her yıl 100 milyon EURO bütçe ayırdığı güvenlik konusunda da 8 modeli ile Euro NCAP(EuroNCAP, Avrupa koşullarını temel alarak, araçların dayanıklılığını test eden "tamamen bağımsız" bir kuruluştur.)'ten 5 yıldız alarak otomobillerinin aynı zamanda ne kadar güvenli olduğunu da ispatlamıştır. Son reklam filminin gösterime girmesi ve tamamen gerçek otomobiller kullanarak(%100 gerçek çarpışan arabalar "Renault Ballett")Renault insanların kafasındaki güvensiz otomobil algısını da ortadan kaldırarak kendisinin de güvenilir otomobil üreticileri arasında olduğunu göstermiştir.
source:http://www.renault.com.tr/page/safety.asp
Emre Suntekin
107604082
Wednesday, May 21, 2008
MARGARİN İTİBARINI YENİLEYECEK!
“Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği Mümsad, son yıllarda margarinden uzaklaşan tüketicileri yeniden margarinle buluşturmak amacıyla bir bilinçlendirme kampanyası düzenleyecek.Mümsad Yönetim Kurulu Başkanı Metin Yurdagül, margarin hakkında yanlış bilinenleri düzeltmek ve önyargıları doğrulara dönüştürmek için sektör olarak ortak bir hareket başlattıklarını belirterek, “Amacımız, bilgilendirmenin yanı sıra toplumsal bir sorumluluğu yerine getirmek; tüketicinin uygun fiyatlı, besleyici ve faydalı bir seçim olan margarin konusunda bilinçlenmesini sağlamak. Mümsad olarak, Türkiye ekonomisi açısından büyük önem taşıyan sektörümüzün bizlere yüklediği sorumluluk çerçevesinde, kamuoyuna doğru bilgilendirme yapmayı görev olarak kabul ediyoruz. Doğru bilgilerin aktarılmasıyla, margarin konusunda yanlış bilinenleri ve bunların yol açtığı önyargıları gidermeyi hedefliyoruz” dedi.
Kahvaltılık margarin tüketiminin 2001–2007 yılları arasında yılda ortalama 160 bin ton civarında gerçekleştiğini söyleyen Yurdagül, “Birtakım söylentiler ve olumsuz yorumlar nedeniyle tüketicilerin margarine olan ilgisi giderek zayıfladı. Son yıllarda firmaların üretimlerine baktığımız zaman bir ilerleme yaşanmadığını görüyoruz. Kahvaltılık margarin üretimi yılda ortalama 160 bin ton civarında ve tonajlar sabit kalsa da kişi başı tüketim yıldan yıla düşüş gösteriyor. Oysa Mümsad, üyesi margarin üreticileri, trans yağ sorununu 1990’ların sonundan bu yana kullandıkları teknolojiyle aştı. Bilinçlendirme kampanyamızla bunu halkımıza çok daha iyi anlatıp, yaklaşık 650 milyon YTL olan iç pazarı olması gereken değere taşımayı amaçlıyoruz” diye konuştu.
Mümsad verilerine göre, Singapur'da kişi başına yıllık margarin tüketimi 45 kiloya ulaşıyor. Bu miktar Belçika'da 26, Danimarka ve Hollanda'da 18, İngiltere'de ise 8 kilo seviyesindeyken, Türkiye'de sadece 2.2 kilo.“
Gazeteport
kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10755
Yorum:
Bugüne kadar margarinler hakkında pek çok yazı yazıldı. Bunların çoğu sağlığımıza getirdiği zararlar ve riskleri üzerindeydi. Bu çalışmalar zaman içinde toplum üzerinde etkili oldu. Bu durumdan telaşa kapılan margarin üreticileri ise görüntülü ve yazılı basında tam sayfa ilanlar ve görüntülü reklamlarla oluşan kanıyı yıkma çabasına girdiler. “Margarinde 7 gerçek” başlıklı bu reklamlarda bazı diyetisyen ve bilim adamlarından da faydalanıldı. Ancak bu bile tüketicilerin kafasındaki soru işaretlerini gidermede yeterli olmadı.
Margarin reklamlarına olumsuz cevaplar gecikmedi. Öncelikle Prof. Dr. İlbilge Saldamlı’nın : “Beyanda yer alan margarinin ‘Mideye doygunluk hissi verir’, ‘Beslenme çeşitliliği sağlar’ ve ‘Omega-3 ve Omega-6 yağlarını içerir’ ifadeleri bilimsel gerçekliğe dayandırılmadıkça bir değer taşımayan ve halkı yanıltıcı ifadelerdir.” şeklindeki açıklamasının ardından TÜDER’den gelen “Sağlıklı beslenme bilincinin henüz yaygın oluşmadığı ve kalp damar hastalıklarının birinci sırada yer aldığı toplumumuzda margarinlerin yeni keşfedilmiş gibi, trans yağ içermiyor, kolesterol içermez gibi ifadelerle reklamların yapılması, halkın sağlıklı beslenmesini olumsuz etkileyecek mesajlar vermesi ve özellikle de reklamlarda bilim adamlarının kullanılması yanlıştır ve asla etik değildir. Bu söylemlerin faturasının çok ağır bir şekilde topluma geri döneceği ise bilimsel bir tespittir. Bu bağlamda, sosyal sorumluluk adına, toplum sağlığını birinci derecede olumsuz etkileyecek bu reklamların derhal durdurulması gerekmektedir. Ayrıca, meslek etiği adına bilim adamlarının özellikle de sağlık konusunda reklamlarda kullanılmasının önüne geçilmesi gereği vardır.” şeklindeki açıklaması tepkilerin artmasına neden oldu.
Ayrıca margarin reklam kampanyasını etik bulmadıklarını belirten diyetisyenler de margarin reklam kampanyası ile ilgili uyarı ve görüşlerini açıkladılar. Üç kişinin meslek camiasını yansıtmayacağını ve diğer diyetisyenlerin margarin konusundaki görüşlerinin değişmediğini belirttiler.
İPEK ÇAVUŞOĞLU- 107604007
“Cause-related marketing (CRM): the influence of donation proximity and message-framing cues on the less-involved consumer.(Report)”
Source: Journal of Advertising
Publication Date: 12/22/2007
Author: Grau, Stacy Landreth ; Folse, Judith Anne Garretson
Summary:
Categorized as sponsorships, cause-related marketing (CRM) involves profit-motivated giving and enables firms to contribute to non-profit organizations while also increasing their bottom line by tying those contributions to sales. Arguably, the majority of cause-related marketing (CRM) campaigns implemented since their inception over 20 years ago offer consumers who are highly involved with causes a strong reason to participate. Their involvement represents a significant motivating factor. However, a multitude of CRM campaigns competing for the limited number of socially conscious consumers and the emergence of new generations that are reportedly less socially conscious suggests that firms and their non-profit partners should consider additional target-market opportunities. Two experiments are studied in order to analyze the issue. One is to examine the relationship between involvement and donation proximity on attitudes and participation intentions. This study provided additional evidence concerning the impact of donation proximity, which has been mentioned in earlier research. The second an issue possibly responsible for increasing the positive campaign perceptions for these less-involved consumers is explored. More specifically, the role of perceived social responsibility as a mediator of effects is assessed; also whether message framing positively impacted the outcome measures is addressed. These experiments complement current CRM work by demonstrating the communication strategies that might incite this untapped audience. In two experiments, the role of donation proximity (Donation proximity represents one specific cue conveyed in campaigns relevant to campaign evaluations) and message framing on campaign attitudes and participation intentions of less-involved consumers are assessed. Findings reveal that local donations and positive message framing serve as effective message cues to produce favorable CRM outcomes among this market segment that strategists consider fertile ground. Also in the article, creating and communicating CRM campaigns are discussed.
In the second experiment, we explored an issue possibly responsible for increasing the positive campaign perceptions for these less-involved consumers. More specifically, we assessed the role of perceived social responsibility as a mediator of effects; we also addressed whether message framing positively impacted the outcome measures. These experiments complement current CRM work by demonstrating the communication strategies that might incite this untapped audience.
İPEK ÇAVUŞOĞLU- 107604007
“Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği Mümsad, son yıllarda margarinden uzaklaşan tüketicileri yeniden margarinle buluşturmak amacıyla bir bilinçlendirme kampanyası düzenleyecek.Mümsad Yönetim Kurulu Başkanı Metin Yurdagül, margarin hakkında yanlış bilinenleri düzeltmek ve önyargıları doğrulara dönüştürmek için sektör olarak ortak bir hareket başlattıklarını belirterek, “Amacımız, bilgilendirmenin yanı sıra toplumsal bir sorumluluğu yerine getirmek; tüketicinin uygun fiyatlı, besleyici ve faydalı bir seçim olan margarin konusunda bilinçlenmesini sağlamak. Mümsad olarak, Türkiye ekonomisi açısından büyük önem taşıyan sektörümüzün bizlere yüklediği sorumluluk çerçevesinde, kamuoyuna doğru bilgilendirme yapmayı görev olarak kabul ediyoruz. Doğru bilgilerin aktarılmasıyla, margarin konusunda yanlış bilinenleri ve bunların yol açtığı önyargıları gidermeyi hedefliyoruz” dedi.
Kahvaltılık margarin tüketiminin 2001–2007 yılları arasında yılda ortalama 160 bin ton civarında gerçekleştiğini söyleyen Yurdagül, “Birtakım söylentiler ve olumsuz yorumlar nedeniyle tüketicilerin margarine olan ilgisi giderek zayıfladı. Son yıllarda firmaların üretimlerine baktığımız zaman bir ilerleme yaşanmadığını görüyoruz. Kahvaltılık margarin üretimi yılda ortalama 160 bin ton civarında ve tonajlar sabit kalsa da kişi başı tüketim yıldan yıla düşüş gösteriyor. Oysa Mümsad, üyesi margarin üreticileri, trans yağ sorununu 1990’ların sonundan bu yana kullandıkları teknolojiyle aştı. Bilinçlendirme kampanyamızla bunu halkımıza çok daha iyi anlatıp, yaklaşık 650 milyon YTL olan iç pazarı olması gereken değere taşımayı amaçlıyoruz” diye konuştu.
Mümsad verilerine göre, Singapur'da kişi başına yıllık margarin tüketimi 45 kiloya ulaşıyor. Bu miktar Belçika'da 26, Danimarka ve Hollanda'da 18, İngiltere'de ise 8 kilo seviyesindeyken, Türkiye'de sadece 2.2 kilo.“
Gazeteport
kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10755
Yorum:
Bugüne kadar margarinler hakkında pek çok yazı yazıldı. Bunların çoğu sağlığımıza getirdiği zararlar ve riskleri üzerindeydi. Bu çalışmalar zaman içinde toplum üzerinde etkili oldu. Bu durumdan telaşa kapılan margarin üreticileri ise görüntülü ve yazılı basında tam sayfa ilanlar ve görüntülü reklamlarla oluşan kanıyı yıkma çabasına girdiler. “Margarinde 7 gerçek” başlıklı bu reklamlarda bazı diyetisyen ve bilim adamlarından da faydalanıldı. Ancak bu bile tüketicilerin kafasındaki soru işaretlerini gidermede yeterli olmadı.
Margarin reklamlarına olumsuz cevaplar gecikmedi. Öncelikle Prof. Dr. İlbilge Saldamlı’nın : “Beyanda yer alan margarinin ‘Mideye doygunluk hissi verir’, ‘Beslenme çeşitliliği sağlar’ ve ‘Omega-3 ve Omega-6 yağlarını içerir’ ifadeleri bilimsel gerçekliğe dayandırılmadıkça bir değer taşımayan ve halkı yanıltıcı ifadelerdir.” şeklindeki açıklamasının ardından TÜDER’den gelen “Sağlıklı beslenme bilincinin henüz yaygın oluşmadığı ve kalp damar hastalıklarının birinci sırada yer aldığı toplumumuzda margarinlerin yeni keşfedilmiş gibi, trans yağ içermiyor, kolesterol içermez gibi ifadelerle reklamların yapılması, halkın sağlıklı beslenmesini olumsuz etkileyecek mesajlar vermesi ve özellikle de reklamlarda bilim adamlarının kullanılması yanlıştır ve asla etik değildir. Bu söylemlerin faturasının çok ağır bir şekilde topluma geri döneceği ise bilimsel bir tespittir. Bu bağlamda, sosyal sorumluluk adına, toplum sağlığını birinci derecede olumsuz etkileyecek bu reklamların derhal durdurulması gerekmektedir. Ayrıca, meslek etiği adına bilim adamlarının özellikle de sağlık konusunda reklamlarda kullanılmasının önüne geçilmesi gereği vardır.” şeklindeki açıklaması tepkilerin artmasına neden oldu.
Ayrıca margarin reklam kampanyasını etik bulmadıklarını belirten diyetisyenler de margarin reklam kampanyası ile ilgili uyarı ve görüşlerini açıkladılar. Üç kişinin meslek camiasını yansıtmayacağını ve diğer diyetisyenlerin margarin konusundaki görüşlerinin değişmediğini belirttiler.
İPEK ÇAVUŞOĞLU- 107604007
“Cause-related marketing (CRM): the influence of donation proximity and message-framing cues on the less-involved consumer.(Report)”
Source: Journal of Advertising
Publication Date: 12/22/2007
Author: Grau, Stacy Landreth ; Folse, Judith Anne Garretson
Summary:
Categorized as sponsorships, cause-related marketing (CRM) involves profit-motivated giving and enables firms to contribute to non-profit organizations while also increasing their bottom line by tying those contributions to sales. Arguably, the majority of cause-related marketing (CRM) campaigns implemented since their inception over 20 years ago offer consumers who are highly involved with causes a strong reason to participate. Their involvement represents a significant motivating factor. However, a multitude of CRM campaigns competing for the limited number of socially conscious consumers and the emergence of new generations that are reportedly less socially conscious suggests that firms and their non-profit partners should consider additional target-market opportunities. Two experiments are studied in order to analyze the issue. One is to examine the relationship between involvement and donation proximity on attitudes and participation intentions. This study provided additional evidence concerning the impact of donation proximity, which has been mentioned in earlier research. The second an issue possibly responsible for increasing the positive campaign perceptions for these less-involved consumers is explored. More specifically, the role of perceived social responsibility as a mediator of effects is assessed; also whether message framing positively impacted the outcome measures is addressed. These experiments complement current CRM work by demonstrating the communication strategies that might incite this untapped audience. In two experiments, the role of donation proximity (Donation proximity represents one specific cue conveyed in campaigns relevant to campaign evaluations) and message framing on campaign attitudes and participation intentions of less-involved consumers are assessed. Findings reveal that local donations and positive message framing serve as effective message cues to produce favorable CRM outcomes among this market segment that strategists consider fertile ground. Also in the article, creating and communicating CRM campaigns are discussed.
In the second experiment, we explored an issue possibly responsible for increasing the positive campaign perceptions for these less-involved consumers. More specifically, we assessed the role of perceived social responsibility as a mediator of effects; we also addressed whether message framing positively impacted the outcome measures. These experiments complement current CRM work by demonstrating the communication strategies that might incite this untapped audience.
İPEK ÇAVUŞOĞLU- 107604007
The Organic Products in the Green Marketing Laboratory
Author: Victor Danciu, Ph.D. Professor, Academy of Economic Studies, Bucharest
Theoretical and Applied Economics
2008. Vol.01(518),Iss.01(518);p.11-20 Source: Directory of Open Access Journals Show In Clusters
Summary;
A healthy way of life requires green products which protect the environment and the
quality of life. Organic products have relevant green characteristics and particular benefits for the
consumers, the producers and the environment. The benefits support the rapidly growing world market
of organic food in both developed and developing countries.
Green issues and products have a growing importance in Romania. Even if the Romanians have not
become fans of the green products yet, a growing number of consumers prefer organic food. More
important, Romanian organic food has success on the export markets.
Supporting and promoting organic products on both domestic and international markets requires
significant efforts, including those in the green marketing area. The requirements of the green market-
ing imply new thinking and acting towards new responsibilities and solutions. The task of the market-
ing is to bring on the market the green problems under the form of new products, the change of the
existing products through ecological improvement and abandoning the ecologically obsolete prod-
ucts.
Ali Emrah Candan
107604016
Theoretical and Applied Economics
2008. Vol.01(518),Iss.01(518);p.11-20 Source: Directory of Open Access Journals Show In Clusters
Summary;
A healthy way of life requires green products which protect the environment and the
quality of life. Organic products have relevant green characteristics and particular benefits for the
consumers, the producers and the environment. The benefits support the rapidly growing world market
of organic food in both developed and developing countries.
Green issues and products have a growing importance in Romania. Even if the Romanians have not
become fans of the green products yet, a growing number of consumers prefer organic food. More
important, Romanian organic food has success on the export markets.
Supporting and promoting organic products on both domestic and international markets requires
significant efforts, including those in the green marketing area. The requirements of the green market-
ing imply new thinking and acting towards new responsibilities and solutions. The task of the market-
ing is to bring on the market the green problems under the form of new products, the change of the
existing products through ecological improvement and abandoning the ecologically obsolete prod-
ucts.
Ali Emrah Candan
107604016
Title:
Studying Shopper Behavior.Find More Like This
Authors:
Gordman, Robert
Source:
Chain Store Age; Mar2008, Vol. 84 Issue 3, p39-42, 2p
Aşağıdaki istatistiksel verilerin dünyadaki tüketicilerin
paradigmalarındaki değişimi anlamamız adına ve ne kadar daha
doğaya karşı duyarlı olmaya başladıklarına dair önemli bir veri
olduğunu düşünüyorum. Bu veriler karşısında bizimde duruşumuzu
ve belkide en önemlisi stratejilerimizi gözden geçirmemiz gerekir
diye düşünüyorum çünkü eğer bunları görmezden gelirsek başarızsızlık
kaçınılmaz olur.
Environmental awareness
• 88% are very concerned about the environment
• 74% buy environmentally friendly products
• 60% are willing to pay more for environmentally friendly products
• 55% make a special effort to shop at stores that have a reputation for trying to improve the environment
• 61% say they would pay more to patronize a store designed to be environmentally friendly
Source: KPMG LLP, 2007 Annual National Shopping Behavior Survey
When I have a choice, I tend to buy environmentally friendly products
Strongly Agree 25%
Generally Agree 49%
Generally disagree 16%
Strongly disagree 6%
Depends/varies/can't say 4%
Source: KPMG LLP, 2007 Annual National Shopping Behavior Survey
Studying Shopper Behavior.Find More Like This
Authors:
Gordman, Robert
Source:
Chain Store Age; Mar2008, Vol. 84 Issue 3, p39-42, 2p
Aşağıdaki istatistiksel verilerin dünyadaki tüketicilerin
paradigmalarındaki değişimi anlamamız adına ve ne kadar daha
doğaya karşı duyarlı olmaya başladıklarına dair önemli bir veri
olduğunu düşünüyorum. Bu veriler karşısında bizimde duruşumuzu
ve belkide en önemlisi stratejilerimizi gözden geçirmemiz gerekir
diye düşünüyorum çünkü eğer bunları görmezden gelirsek başarızsızlık
kaçınılmaz olur.
Environmental awareness
• 88% are very concerned about the environment
• 74% buy environmentally friendly products
• 60% are willing to pay more for environmentally friendly products
• 55% make a special effort to shop at stores that have a reputation for trying to improve the environment
• 61% say they would pay more to patronize a store designed to be environmentally friendly
Source: KPMG LLP, 2007 Annual National Shopping Behavior Survey
When I have a choice, I tend to buy environmentally friendly products
Strongly Agree 25%
Generally Agree 49%
Generally disagree 16%
Strongly disagree 6%
Depends/varies/can't say 4%
Source: KPMG LLP, 2007 Annual National Shopping Behavior Survey
E.C.A'dan yeni bir reklam kampanyası...
E.C.A'dan yeni reklam kampanyası
Türkiye’nin en köklü sanayi kuruluşlarından Elginkan Topluluğu’nun pazarında lider markası olan E.C.A’nın yoğuşmalı kombisi Confeo Premix ile ilgili reklam kampanyası başladı. Kampanyada tam yoğuşmalı kombinin enerji tasarrufu özelliği ve yüksek verimine dikkat çekiliyor. 7 farklı reklam filminin çekildiği kampanyada filmlerden birinde yönetmen Ömer Faruk Sorak hem yönetmen hem oyuncu olarak yer aldı. Mayıs- Haziran döneminde gösterime girecek olan reklam filmi ATCW Reklam Ajansı imzası taşıyor, prodüksiyonu ise Böcek Yapım tarafından gerçekleştiriliyor.
Source:http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=11058
Günümüzün sorunsalı olan küresel ısınmaya yani doğaya duyarlı ve hem bu yönüyle hem de maddi anlamda tüketiciyi düşünen ve koruyan bir reklam kampanyası geliştirilmiş. Artık firmaların sadece neye mal olursa olsun karlarını maksimize etmeyi düşünemeyeceğini ve artık toplumsal sorumluluk duyarlılıklarının maksimum düzeyde olmasının paradigma değişimini gözler önüne seren örneklerden biri daha...
Türkiye’nin en köklü sanayi kuruluşlarından Elginkan Topluluğu’nun pazarında lider markası olan E.C.A’nın yoğuşmalı kombisi Confeo Premix ile ilgili reklam kampanyası başladı. Kampanyada tam yoğuşmalı kombinin enerji tasarrufu özelliği ve yüksek verimine dikkat çekiliyor. 7 farklı reklam filminin çekildiği kampanyada filmlerden birinde yönetmen Ömer Faruk Sorak hem yönetmen hem oyuncu olarak yer aldı. Mayıs- Haziran döneminde gösterime girecek olan reklam filmi ATCW Reklam Ajansı imzası taşıyor, prodüksiyonu ise Böcek Yapım tarafından gerçekleştiriliyor.
Source:http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=11058
Günümüzün sorunsalı olan küresel ısınmaya yani doğaya duyarlı ve hem bu yönüyle hem de maddi anlamda tüketiciyi düşünen ve koruyan bir reklam kampanyası geliştirilmiş. Artık firmaların sadece neye mal olursa olsun karlarını maksimize etmeyi düşünemeyeceğini ve artık toplumsal sorumluluk duyarlılıklarının maksimum düzeyde olmasının paradigma değişimini gözler önüne seren örneklerden biri daha...
Sunday, May 18, 2008
ARE TRUSTED BRANDS IMPORTANT?
Source:The Marketing Management Journal/Volume 15, Issue 1
Summary;
This study examines whether trusted brands are important in determining brand outcomes in consumer marrkets.So our question is;Are trusted brands important in advertising consumer goods? The answer from this study says that it is "Yes".There are three outcomes that line this conclusion.
The first one :Trust plays an important role in generating positive brand outcomes.we find that trust has a positive relationship with market share as well as with advertising efficiency.
Second, we find that trusted brands have an additional advantage in increasing the effect of share of voice on market share.
Third one ;It shows that there exists a strong effect of trust on brand differentiation with regard to enhancing advertising efficiency.
In Conlusion;Managers of consumer goods companies should invest resources in building consumer trust in their brands.
Volkan Erdoğan- 107604187
Summary;
This study examines whether trusted brands are important in determining brand outcomes in consumer marrkets.So our question is;Are trusted brands important in advertising consumer goods? The answer from this study says that it is "Yes".There are three outcomes that line this conclusion.
The first one :Trust plays an important role in generating positive brand outcomes.we find that trust has a positive relationship with market share as well as with advertising efficiency.
Second, we find that trusted brands have an additional advantage in increasing the effect of share of voice on market share.
Third one ;It shows that there exists a strong effect of trust on brand differentiation with regard to enhancing advertising efficiency.
In Conlusion;Managers of consumer goods companies should invest resources in building consumer trust in their brands.
Volkan Erdoğan- 107604187
Door to Door Sales (The Forgotten Channel)
BCG - The Boston Consulting Group
Source.http://www.bcg.com/impact_expertise/publications/files/Door_to_Door_Sales_Jan_2008.pdf
Summary.
Door to Door sales seems old fashined nowadays however it is still very crucial factor for companies where there is a still 20billion USD obvious oppurtunity if companies can find right circumstances. Besides of this way of marketing is more expensive in this global harsh competition, companies can increase their revenues and acquire more customers by using Door to Door sales.
There are two scales in this Door to Door Channel, the number of feet on the street and the number of sales per rep per day. Small changes in both of them makes significant impacts on numbers. For instance; 3 sales per day from 50 sales people creates 50.000 sales per anum. When we augment this number to 100 sales force with 5 sales per rep per day, we will have approx. 70.000 more extra sales in total.
While companies can benefit from Door to Door sales, they need to control key issues like to reduce the time for travelling for reps, to encourage reps to increase daily contacts, to get necessary permissions in order not to confront with problems, to organize frequent trainings to keep reps updated about latest sales techniques, to establish long term goals for reps instead of hourly sales goals, choosing the best business model for sales, etc... By doing that companies can experience %70-%100 increase in their structure.
Finally when circumstances are right, door to door sales can be a powerful means of acquiring customers and increasing revenues.
Gökhan Erarslan
107604002
BCG - The Boston Consulting Group
Source.http://www.bcg.com/impact_expertise/publications/files/Door_to_Door_Sales_Jan_2008.pdf
Summary.
Door to Door sales seems old fashined nowadays however it is still very crucial factor for companies where there is a still 20billion USD obvious oppurtunity if companies can find right circumstances. Besides of this way of marketing is more expensive in this global harsh competition, companies can increase their revenues and acquire more customers by using Door to Door sales.
There are two scales in this Door to Door Channel, the number of feet on the street and the number of sales per rep per day. Small changes in both of them makes significant impacts on numbers. For instance; 3 sales per day from 50 sales people creates 50.000 sales per anum. When we augment this number to 100 sales force with 5 sales per rep per day, we will have approx. 70.000 more extra sales in total.
While companies can benefit from Door to Door sales, they need to control key issues like to reduce the time for travelling for reps, to encourage reps to increase daily contacts, to get necessary permissions in order not to confront with problems, to organize frequent trainings to keep reps updated about latest sales techniques, to establish long term goals for reps instead of hourly sales goals, choosing the best business model for sales, etc... By doing that companies can experience %70-%100 increase in their structure.
Finally when circumstances are right, door to door sales can be a powerful means of acquiring customers and increasing revenues.
Gökhan Erarslan
107604002
Tween üst lige oynuyor...
2011 yılında dünyanın ilk 10 markasından biri olma hedefiyle 2 senedir David Bradshaw`ın danışmanlığında hazırlanan Tween `in, dünyanın Dolce & Gabbana, Galliano Homme, Dsquared, Burberry, Etro, Kilgour, J. Maskey, Thom Browne gibi "en önemli markalarını bir araya getiren, kraliyet ailesi ve soyluların modayı takip ettikleri adres" olan Harvey Nichols`ta yerini alarak "bir ilki" gerçekleştirdiği kaydedildi.
Kaynak. www.markagazetesi.com
Yorum. Günümüzde markaların hayatta kalabilmesi ve rekabet edebilmesi için farklılaşması gerektiği kaçınılmaz bir gerçek. Tween 2 senedir izlediği stratejiler ve uzun vadeli hedefleriyle buna erişebilecek gözüküyor. Kendisini tamamen üst sınıfa hitap eden her yaştan bir erkek markası yapma yolunda, konu hakkında uzmanlarla çalışıp Customer Segmentation Strategy uyguluyor. Ürünlerini Türkiye pazarına girdiklerilerinde ‘’Türkiye’nin %5lik zengin kısmının %10una hitap ediyoruz’’ diye açıklayan Harvey Nichols mağazalarında satacak olmalarıda bu yolda ne kadar doğru bir adım attıklarının göstergesi. Tween’in markayı bir yaşam tarzı haline getirmesi durumunda hem ağır rekabet koşullarından kurtulacak, hem uluslararası pazarlarda doğru kitlelere ulaşarak karlılıklarını arttıracaktır.
GÖKHAN ERARSLAN
107604002
2011 yılında dünyanın ilk 10 markasından biri olma hedefiyle 2 senedir David Bradshaw`ın danışmanlığında hazırlanan Tween `in, dünyanın Dolce & Gabbana, Galliano Homme, Dsquared, Burberry, Etro, Kilgour, J. Maskey, Thom Browne gibi "en önemli markalarını bir araya getiren, kraliyet ailesi ve soyluların modayı takip ettikleri adres" olan Harvey Nichols`ta yerini alarak "bir ilki" gerçekleştirdiği kaydedildi.
Kaynak. www.markagazetesi.com
Yorum. Günümüzde markaların hayatta kalabilmesi ve rekabet edebilmesi için farklılaşması gerektiği kaçınılmaz bir gerçek. Tween 2 senedir izlediği stratejiler ve uzun vadeli hedefleriyle buna erişebilecek gözüküyor. Kendisini tamamen üst sınıfa hitap eden her yaştan bir erkek markası yapma yolunda, konu hakkında uzmanlarla çalışıp Customer Segmentation Strategy uyguluyor. Ürünlerini Türkiye pazarına girdiklerilerinde ‘’Türkiye’nin %5lik zengin kısmının %10una hitap ediyoruz’’ diye açıklayan Harvey Nichols mağazalarında satacak olmalarıda bu yolda ne kadar doğru bir adım attıklarının göstergesi. Tween’in markayı bir yaşam tarzı haline getirmesi durumunda hem ağır rekabet koşullarından kurtulacak, hem uluslararası pazarlarda doğru kitlelere ulaşarak karlılıklarını arttıracaktır.
GÖKHAN ERARSLAN
107604002
Koç, 354 milyon Euro’yu alıyor sigortada Allianz’dan boşanıyor
Koç Holding, sigortacılık sektöründen ilk çıkışını Allianz’la Türkiye’deki ortaklığını 354 milyon Euro alıp bitirerek yapıyor.
Koç Holding CEO’su Bülent Bulgurlu, "Bu anlaşma uluslararası yatırımcıların Türk ekonomisi ve sigortacılık sektörüne duyduğu güvenin, olumlu beklentilerinin göstergesi" dedi.
KOÇ Holding, Koç Allianz’daki hisselerini Alman sigorta devi ortağına satıyor. Koç Holding, Koç Allianz Sigorta A.Ş. ve Koç Allianz Hayat ve Emeklilik A.Ş. şirketlerindeki tüm hisselerini, Allianz SE’ye devretmek üzere anlaşma imzaladı. İki şirketin toplam değeri 782 milyon Euro (1 milyar 243 milyon dolar) olarak hesaplandığı, anlaşmayla Koç Holding’in 354 milyon Euro (562 milyon dolar) kaynak elde edeceği açıklandı. Hisse devrinin gerekli izinler sonrasında gerçekleşeceği belirtildi.
354 MİLYON EURO’YA SATTI: İmzalanan anlaşma ile Koç Holding’in, Koç Allianz Sigorta’daki yüzde 43.4 hissesi ile Temel Ticaret’in yüzde 3.7 hissesi, toplam 248 milyon Euro bedelle Allianz SE’ye devredilecek. Ayrıca Koç Holding’in Koç Allianz Hayat ve Emeklilik’teki yüzde 49 oranındaki hissesi de 125 milyon Euro bedel karşılığında Allianz SE’ye geçecek. Bu işlemler sonucunda 354 milyon Euro kaynak elde edecek olan Koç Holding’in söz konusu şirketlerdeki hissedarlığı tamamen sona ererken Allianz, Koç Allianz Sigorta’da yüzde 87 ve Koç Allianz Hayat ve Emeklilik’te yüzde 84.2 hisse ile kontrole sahip olacak.
ORTAKLIĞIMIZ BAŞARILIYDI: Koç Holding CEO’su Dr. Bülent Bulgurlu, Allianz ile son derece uyumlu ve başarılı bir ortaklık sürdürdüklerini ve Türk sigortacılık sektöründe öncü uygulamalara imza atarak sektörün en güçlü oyuncularından biri haline geldiklerini hatırlattı. Bulgurlu, "Bu anlaşma, uluslararası yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve Türk sigortacılık sektörüne duyduğu güven ve olumlu beklentinin en iyi göstergesi" dedi. Bulgurlu, Koç’un daha önce açıklamış olduğu ’Topluluk neticelerinde en yüksek paya sahip olan dört ana sektörde odaklanma stratejisinin’ kararlılıkla uygulandığını ve bu doğrultuda çok önemli bir adımın daha Allianz ile yapılan anlaşma sonucunda atılmış olduğunu belirtti.
KAYNAKLARIMIZI YATIRIMA YAPACAĞIZ: Bulgurlu, son zamanlarda açıkladıkları şirket satışları ile elde edecekleri kaynakların, bir yandan odaklandıkları alanlarda yapılacak yatırımlarla rekabet güçlerini daha da artıracağını, diğer yandan da olası riskler karşısında çok daha güçlü bir mali yapı oluşmasına katkıda bulunacağını belirtti.
Sıra Yapı Kredi Sigorta’da
KOÇ Allianz’ın ardından Koç’un Yapı Kredi Sigorta’daki hisselerini de satarak, bu sektörden tamemen çıkması bekleniyor. Şubat ayında yapılan bir açıklama ile Yapı Kredi Bankası yönetim kurulunun, sigortacılık faaliyetlerinin elden çıkarma ve ortaklık da dahil, yeniden organize edilmesi için Merrill Lynch ve Unicredit CA IB AG şirketlerinden finansal danışmanlık hizmeti alarak çalışma yapılmasına karar verdiği duyurulmuştu.
YORUM:
Sektörde 2000'lerin başında başlayan yabancı sermaye ağırlığı,Koç Holding'in,Koç Allianz daki hisselerin satışı ile daha da kuvvetlendi.Koç Allianz daki hisse satışıyla beraber Sektördeki yabancı sermaya ağırlığı 80% lere yükseldi.Yabancı sermayenin sigorta sektörüne bu kadar angaje olması yabancı yatırıcımnın Türk Ekonomisine ve Sigorta Sektörüne verilen önemin önemli bir göstergesidir.Allianz gibi dünyanın en büyük 19. şirketinin böyle bir yatırıma girişmesi Türkiyeye verilen ve 10 yıl için 20 yıl için 20 milyar $ lık bir sektör olacağı düşünülen Sigorta Sektörü için önemli bir adım olacaktır.
Gelişmelere Koç Holding gözünden bakarsak,10-15 yıl önceki her sektör de rol sahibi olma devrinin yavaş yavaş geçerliliğini kaybettiğini,artık holdinglerin ve diğer büyük kuruluşlarının iş bazında değil sektörel bazda yoğunlaştıklarını görebiliriz.
Volkan Erdoğan -107604187
Koç Holding CEO’su Bülent Bulgurlu, "Bu anlaşma uluslararası yatırımcıların Türk ekonomisi ve sigortacılık sektörüne duyduğu güvenin, olumlu beklentilerinin göstergesi" dedi.
KOÇ Holding, Koç Allianz’daki hisselerini Alman sigorta devi ortağına satıyor. Koç Holding, Koç Allianz Sigorta A.Ş. ve Koç Allianz Hayat ve Emeklilik A.Ş. şirketlerindeki tüm hisselerini, Allianz SE’ye devretmek üzere anlaşma imzaladı. İki şirketin toplam değeri 782 milyon Euro (1 milyar 243 milyon dolar) olarak hesaplandığı, anlaşmayla Koç Holding’in 354 milyon Euro (562 milyon dolar) kaynak elde edeceği açıklandı. Hisse devrinin gerekli izinler sonrasında gerçekleşeceği belirtildi.
354 MİLYON EURO’YA SATTI: İmzalanan anlaşma ile Koç Holding’in, Koç Allianz Sigorta’daki yüzde 43.4 hissesi ile Temel Ticaret’in yüzde 3.7 hissesi, toplam 248 milyon Euro bedelle Allianz SE’ye devredilecek. Ayrıca Koç Holding’in Koç Allianz Hayat ve Emeklilik’teki yüzde 49 oranındaki hissesi de 125 milyon Euro bedel karşılığında Allianz SE’ye geçecek. Bu işlemler sonucunda 354 milyon Euro kaynak elde edecek olan Koç Holding’in söz konusu şirketlerdeki hissedarlığı tamamen sona ererken Allianz, Koç Allianz Sigorta’da yüzde 87 ve Koç Allianz Hayat ve Emeklilik’te yüzde 84.2 hisse ile kontrole sahip olacak.
ORTAKLIĞIMIZ BAŞARILIYDI: Koç Holding CEO’su Dr. Bülent Bulgurlu, Allianz ile son derece uyumlu ve başarılı bir ortaklık sürdürdüklerini ve Türk sigortacılık sektöründe öncü uygulamalara imza atarak sektörün en güçlü oyuncularından biri haline geldiklerini hatırlattı. Bulgurlu, "Bu anlaşma, uluslararası yatırımcıların Türkiye ekonomisine ve Türk sigortacılık sektörüne duyduğu güven ve olumlu beklentinin en iyi göstergesi" dedi. Bulgurlu, Koç’un daha önce açıklamış olduğu ’Topluluk neticelerinde en yüksek paya sahip olan dört ana sektörde odaklanma stratejisinin’ kararlılıkla uygulandığını ve bu doğrultuda çok önemli bir adımın daha Allianz ile yapılan anlaşma sonucunda atılmış olduğunu belirtti.
KAYNAKLARIMIZI YATIRIMA YAPACAĞIZ: Bulgurlu, son zamanlarda açıkladıkları şirket satışları ile elde edecekleri kaynakların, bir yandan odaklandıkları alanlarda yapılacak yatırımlarla rekabet güçlerini daha da artıracağını, diğer yandan da olası riskler karşısında çok daha güçlü bir mali yapı oluşmasına katkıda bulunacağını belirtti.
Sıra Yapı Kredi Sigorta’da
KOÇ Allianz’ın ardından Koç’un Yapı Kredi Sigorta’daki hisselerini de satarak, bu sektörden tamemen çıkması bekleniyor. Şubat ayında yapılan bir açıklama ile Yapı Kredi Bankası yönetim kurulunun, sigortacılık faaliyetlerinin elden çıkarma ve ortaklık da dahil, yeniden organize edilmesi için Merrill Lynch ve Unicredit CA IB AG şirketlerinden finansal danışmanlık hizmeti alarak çalışma yapılmasına karar verdiği duyurulmuştu.
YORUM:
Sektörde 2000'lerin başında başlayan yabancı sermaye ağırlığı,Koç Holding'in,Koç Allianz daki hisselerin satışı ile daha da kuvvetlendi.Koç Allianz daki hisse satışıyla beraber Sektördeki yabancı sermaya ağırlığı 80% lere yükseldi.Yabancı sermayenin sigorta sektörüne bu kadar angaje olması yabancı yatırıcımnın Türk Ekonomisine ve Sigorta Sektörüne verilen önemin önemli bir göstergesidir.Allianz gibi dünyanın en büyük 19. şirketinin böyle bir yatırıma girişmesi Türkiyeye verilen ve 10 yıl için 20 yıl için 20 milyar $ lık bir sektör olacağı düşünülen Sigorta Sektörü için önemli bir adım olacaktır.
Gelişmelere Koç Holding gözünden bakarsak,10-15 yıl önceki her sektör de rol sahibi olma devrinin yavaş yavaş geçerliliğini kaybettiğini,artık holdinglerin ve diğer büyük kuruluşlarının iş bazında değil sektörel bazda yoğunlaştıklarını görebiliriz.
Volkan Erdoğan -107604187
Holistic Package Design and Consumer Brand Impression; Ulrich R. Orth & Keven Malkewitz
SUMMARY:
This article is about helping managers to choose or change already existing package designs so that consumer get the response to buy the product. There is an emprical study to explain how brands impressions are created in the minds of consumers with the help of holistic designs of the products. According to these emprical study, there are five types of holistic designs. These are, massive contrasting, natural, delicate and non descript designs. But, the question is which type of brand is linked with these types of holistic designs? The article explains that sincere brands should have natural package designs, exciting brands should have contrasting designs, competent brands should have delicate designs, sophisticated brands should have natural or delicate and rugged brands should have contrasting or massive designs. The article also argues for the trade offs among the impressions in the minds of consumers adopted by holistic design types and put forward their findings with several real packages. The article then continues to explain design elements and factors that are important to and are used by designers in differentiating package designs . At this point article argues for package designs should be studied from holistic perspective ; as more understandable holistic designs including the impressions they evoke with consumers is key for firms to understand package design and consumers’ response to it. Then the article tries the explain brand management literature to explain what types of responses managers desire. Because, the management wants to communicate through the design, brand package changes are decided in order to evoke desired impressions upon the judgement of the management. After this, the article put forth emprical investigation to show firms’ incentives to develop package design for achieving desired responses. In the investigation, prototypical holistic package designs and their relationships to generizable response dimensions are identified through wine package designs. In the end, cluster analysis generated five holistic designs differentiated by design factors that were coming from unique combination of package design elements. These clusters are massive, contrasting, natural, delicate and nondescript. In the end, the conclusion from the investigation is holistic package designs rooted in uniqe combination of design factors that leads a set of brand impressions in the minds of consumers. Thus association between types of designs and and resultant generic brand impressions are important points for management and designers to decide on the design of the package. Finally, the article makes a general discussion about managerial implications on developing and modifying package designs. Firstly, the article suggests the manager to take these five clusters that is holistic design in order to communicate better with the help of shared vocabulary , association and conventions with designers. Secondly, as the research shows the relationship between holistic package design and generic response dimensions, companies can create brand personality images based on these findings of impressions.Thirdly, holistic designs are characterized by generalizable design factors that are comig from specific design elements , give flexibilty to designers well-suited packages. Finally, the findings in holistice designs are useful to indentify the design that consumers may bemuse because of the similarity of the designs.
SEDA MUT-107604163
This article is about helping managers to choose or change already existing package designs so that consumer get the response to buy the product. There is an emprical study to explain how brands impressions are created in the minds of consumers with the help of holistic designs of the products. According to these emprical study, there are five types of holistic designs. These are, massive contrasting, natural, delicate and non descript designs. But, the question is which type of brand is linked with these types of holistic designs? The article explains that sincere brands should have natural package designs, exciting brands should have contrasting designs, competent brands should have delicate designs, sophisticated brands should have natural or delicate and rugged brands should have contrasting or massive designs. The article also argues for the trade offs among the impressions in the minds of consumers adopted by holistic design types and put forward their findings with several real packages. The article then continues to explain design elements and factors that are important to and are used by designers in differentiating package designs . At this point article argues for package designs should be studied from holistic perspective ; as more understandable holistic designs including the impressions they evoke with consumers is key for firms to understand package design and consumers’ response to it. Then the article tries the explain brand management literature to explain what types of responses managers desire. Because, the management wants to communicate through the design, brand package changes are decided in order to evoke desired impressions upon the judgement of the management. After this, the article put forth emprical investigation to show firms’ incentives to develop package design for achieving desired responses. In the investigation, prototypical holistic package designs and their relationships to generizable response dimensions are identified through wine package designs. In the end, cluster analysis generated five holistic designs differentiated by design factors that were coming from unique combination of package design elements. These clusters are massive, contrasting, natural, delicate and nondescript. In the end, the conclusion from the investigation is holistic package designs rooted in uniqe combination of design factors that leads a set of brand impressions in the minds of consumers. Thus association between types of designs and and resultant generic brand impressions are important points for management and designers to decide on the design of the package. Finally, the article makes a general discussion about managerial implications on developing and modifying package designs. Firstly, the article suggests the manager to take these five clusters that is holistic design in order to communicate better with the help of shared vocabulary , association and conventions with designers. Secondly, as the research shows the relationship between holistic package design and generic response dimensions, companies can create brand personality images based on these findings of impressions.Thirdly, holistic designs are characterized by generalizable design factors that are comig from specific design elements , give flexibilty to designers well-suited packages. Finally, the findings in holistice designs are useful to indentify the design that consumers may bemuse because of the similarity of the designs.
SEDA MUT-107604163
Saturday, May 17, 2008
Holistic Package Design and Consumer Brand Impression; Ulrich R. Orth & Keven Malkewitz
SUMMARY:
This article is about helping managers to choose or change already existing package designs so that consumer get the response to buy the product. There is an emprical study to explain how brands impressions are created in the minds of consumers with the help of holistic designs of the products. According to these emprical study, there are five types of holistic designs. These are, massive contrasting, natural, delicate and non descript designs. But, the question is which type of brand is linked with these types of holistic designs? The article explains that sincere brands should have natural package designs, exciting brands should have contrasting designs, competent brands should have delicate designs, sophisticated brands should have natural or delicate and rugged brands should have contrasting or massive designs. The article also argues for the trade offs among the impressions in the minds of consumers adopted by holistic design types and put forward their findings with several real packages. The article then continues to explain design elements and factors that are important to and are used by designers in differentiating package designs . At this point article argues for package designs should be studied from holistic perspective ; as more understandable holistic designs including the impressions they evoke with consumers is key for firms to understand package design and consumers’ response to it. Then the article tries the explain brand management literature to explain what types of responses managers desire. Because, the management wants to communicate through the design, brand package changes are decided in order to evoke desired impressions upon the judgement of the management. After this, the article put forth emprical investigation to show firms’ incentives to develop package design for achieving desired responses. In the investigation, prototypical holistic package designs and their relationships to generizable response dimensions are identified through wine package designs. In the end, cluster analysis generated five holistic designs differentiated by design factors that were coming from unique combination of package design elements. These clusters are massive, contrasting, natural, delicate and nondescript. In the end, the conclusion from the investigation is holistic package designs rooted in uniqe combination of design factors that leads a set of brand impressions in the minds of consumers. Thus association between types of designs and and resultant generic brand impressions are important points for management and designers to decide on the design of the package. Finally, the article makes a general discussion about managerial implications on developing and modifying package designs. Firstly, the article suggests the manager to take these five clusters that is holistic design in order to communicate better with the help of shared vocabulary , association and conventions with designers. Secondly, as the research shows the relationship between holistic package design and generic response dimensions, companies can create brand personality images based on these findings of impressions.Thirdly, holistic designs are characterized by generalizable design factors that are comig from specific design elements , give flexibilty to designers well-suited packages. Finally, the findings in holistice designs are useful to indentify the design that consumers may bemuse because of the similarity of the designs.
SEDA MUT-107604163
This article is about helping managers to choose or change already existing package designs so that consumer get the response to buy the product. There is an emprical study to explain how brands impressions are created in the minds of consumers with the help of holistic designs of the products. According to these emprical study, there are five types of holistic designs. These are, massive contrasting, natural, delicate and non descript designs. But, the question is which type of brand is linked with these types of holistic designs? The article explains that sincere brands should have natural package designs, exciting brands should have contrasting designs, competent brands should have delicate designs, sophisticated brands should have natural or delicate and rugged brands should have contrasting or massive designs. The article also argues for the trade offs among the impressions in the minds of consumers adopted by holistic design types and put forward their findings with several real packages. The article then continues to explain design elements and factors that are important to and are used by designers in differentiating package designs . At this point article argues for package designs should be studied from holistic perspective ; as more understandable holistic designs including the impressions they evoke with consumers is key for firms to understand package design and consumers’ response to it. Then the article tries the explain brand management literature to explain what types of responses managers desire. Because, the management wants to communicate through the design, brand package changes are decided in order to evoke desired impressions upon the judgement of the management. After this, the article put forth emprical investigation to show firms’ incentives to develop package design for achieving desired responses. In the investigation, prototypical holistic package designs and their relationships to generizable response dimensions are identified through wine package designs. In the end, cluster analysis generated five holistic designs differentiated by design factors that were coming from unique combination of package design elements. These clusters are massive, contrasting, natural, delicate and nondescript. In the end, the conclusion from the investigation is holistic package designs rooted in uniqe combination of design factors that leads a set of brand impressions in the minds of consumers. Thus association between types of designs and and resultant generic brand impressions are important points for management and designers to decide on the design of the package. Finally, the article makes a general discussion about managerial implications on developing and modifying package designs. Firstly, the article suggests the manager to take these five clusters that is holistic design in order to communicate better with the help of shared vocabulary , association and conventions with designers. Secondly, as the research shows the relationship between holistic package design and generic response dimensions, companies can create brand personality images based on these findings of impressions.Thirdly, holistic designs are characterized by generalizable design factors that are comig from specific design elements , give flexibilty to designers well-suited packages. Finally, the findings in holistice designs are useful to indentify the design that consumers may bemuse because of the similarity of the designs.
SEDA MUT-107604163
ANADOLU'DA BANKACILIK - Heyecan Veren Büyük Boşluk
"Bankacılık sektörü, son birkaç yıldır gözünü Anadolu'ya çevirdi. Geçtiğimiz 2 yılda yeni şubelerin yarısı Anadolu'da açıldı. KOBİ ve ihtiyaç kredileri başta olmak üzere bankacılık ürün ve hizmetlerinin Anadolu'daki penetrasyonu yükseldi. Anadolu'yu adeta yeniden keşfeden bankalar, yeni dönemde de büyümenin önemli bir bölümünün buradan geleceği görüşünde.
Anadolu Kaplanları'nın doğduğu büyük illerden birinin sanayi ve ticaret odası başkanı, "Son birkaç yıldır bankaların atağına uğradık. Biri gidiyor, biri geliyor. Bazen aynı günde iki bankanın heyetlerini kabul ettiğimiz bile oluyor" diye konuşuyordu.
Başkan sözlerine, "Bize babamız, bankanın önünden geçerken yolunu değiştir, belki müdür çağırır, aklına kredi kullanmayı sokar derdi" diye devam ediyordu.
Ona göre artık Anadolu'da iş adamı da bankacı da değişti. Şimdi yeni yatırım yaparken banka olmadan yola çıkmayı akıllarından bile geçirmediklerine dikkat çekiyor ve ekliyor:
"Bankacılar da eskisi gibi değil. Anadolu iş dünyasını anlıyor, bize uygun hizmet getiriyorlar."
Böyle düşünen Anadolulu iş adamı sayısı az değil. Artık bankalar, KOBİ ve işletme bankacılığı başta olmak üzere bütün güçleriyle Anadolu'ya yüklenmeye özen gösteriyorlar.
Bir yandan işletmeleri, diğer yandan da bireyleri hedefliyorlar. Bu müthiş heyecan ve atağın arkasında ise İstanbul başta olmak üzere büyük illerde bankacılık hizmetlerini kullanma oranının yüksek düzeylere ulaşması var.
Örneğin İstanbul'un tüm bankacılık ürün ve hizmetlerinden aldığı pay yüzde 35-40 gibi önemli oranları yakalamış durumda. Ancak, en önemlisi, Anadolu'da neredeyse her bankacılık ürününde "penetrasyon" oranı çok düşük düzeylerde . Bu da "gidilecek çok yer var" düşüncesini öne çıkarıyor.
Anadolu'da nundan 10 yıl öncesine kadar bankacılık potansiyeli sunmayan pek çok kent, yeni dönemde bankalar için hem yeni müşterinin hem verimli çalışmanın adresi olmuş durumda. Ayrıca Anadolu'da düşük olan penetrasyonlarla beraber, maliyet ve verim avantajı da bankaları cezbediyor. Zira Anadolu'da bugün şube açmak ya da eleman istihdam etmek, maliyetlerin yükseldiği, kar marjlarının daraldığı İstanbul'a kıyasla daha uygun..."
Süzer, Hande D., Capital Aylık İş ve Ekonomi Dergisi, Mayıs 2008
YORUM:
Son yıllarda artan rekabet ve büyük şehirlerde doyma noktasına ulaşan sektör yeni açılımlar peşinde, özellikle 2001 krizinin ardından konumlarını sağlamlaştıran, kar ve pazarlama hedefleriyle büyük oynayan bankalar yeni ve yüksek marjlı pazarlar arayışına girmiş durumda. Her köşe başında açılan şubeler ve kurumsal alandaki düşük marjlar nedeniyle bireysel ve kobi pazarı artık bankacılık için daha cazip konuma geldi. Ancak büyükşehirlerdeki doygun pazar bankacılara istediği firsatları vermeyince yıllardır unutulan Anadolu, sektörün gelecek hedeflerinin merkezine oturdu. Kaliteli hizmet ve müşteri odaklı pazarlama anlayışından uzak kalan Anadolu illerinde ardı arkasına yeni şubeler açan bankalar özellikle ilk olmanın avantajından faydalanarak Anadolu müşterisinin sadakatini kazanma planları yapıyor. Kurumsal firmaların aksine "ilişki bankacılığı"na önem veren kobi ve bireysel müşteriler için bankalar da "müşteri odaklı" imajlarıyla Anadolu'da görücüye çıkıyor. Haberin devamında yer alan rakamlar Anadolu'daki büyük potansiyeli gözler önüne sererken bankacıların da iştahını kabartıyor; İstanbul'da yüzde 50 olan kredi kartı penetrasyonu Anadolu'da 25 düzeyinde, İstanbul'da şube başına 5.722 kişi düşerken, Anadolu'da bu rakam ortalamada 11.000'e yaklaşıyor.
EMEL ARSLANTÜRK - 107604087
Anadolu Kaplanları'nın doğduğu büyük illerden birinin sanayi ve ticaret odası başkanı, "Son birkaç yıldır bankaların atağına uğradık. Biri gidiyor, biri geliyor. Bazen aynı günde iki bankanın heyetlerini kabul ettiğimiz bile oluyor" diye konuşuyordu.
Başkan sözlerine, "Bize babamız, bankanın önünden geçerken yolunu değiştir, belki müdür çağırır, aklına kredi kullanmayı sokar derdi" diye devam ediyordu.
Ona göre artık Anadolu'da iş adamı da bankacı da değişti. Şimdi yeni yatırım yaparken banka olmadan yola çıkmayı akıllarından bile geçirmediklerine dikkat çekiyor ve ekliyor:
"Bankacılar da eskisi gibi değil. Anadolu iş dünyasını anlıyor, bize uygun hizmet getiriyorlar."
Böyle düşünen Anadolulu iş adamı sayısı az değil. Artık bankalar, KOBİ ve işletme bankacılığı başta olmak üzere bütün güçleriyle Anadolu'ya yüklenmeye özen gösteriyorlar.
Bir yandan işletmeleri, diğer yandan da bireyleri hedefliyorlar. Bu müthiş heyecan ve atağın arkasında ise İstanbul başta olmak üzere büyük illerde bankacılık hizmetlerini kullanma oranının yüksek düzeylere ulaşması var.
Örneğin İstanbul'un tüm bankacılık ürün ve hizmetlerinden aldığı pay yüzde 35-40 gibi önemli oranları yakalamış durumda. Ancak, en önemlisi, Anadolu'da neredeyse her bankacılık ürününde "penetrasyon" oranı çok düşük düzeylerde . Bu da "gidilecek çok yer var" düşüncesini öne çıkarıyor.
Anadolu'da nundan 10 yıl öncesine kadar bankacılık potansiyeli sunmayan pek çok kent, yeni dönemde bankalar için hem yeni müşterinin hem verimli çalışmanın adresi olmuş durumda. Ayrıca Anadolu'da düşük olan penetrasyonlarla beraber, maliyet ve verim avantajı da bankaları cezbediyor. Zira Anadolu'da bugün şube açmak ya da eleman istihdam etmek, maliyetlerin yükseldiği, kar marjlarının daraldığı İstanbul'a kıyasla daha uygun..."
Süzer, Hande D., Capital Aylık İş ve Ekonomi Dergisi, Mayıs 2008
YORUM:
Son yıllarda artan rekabet ve büyük şehirlerde doyma noktasına ulaşan sektör yeni açılımlar peşinde, özellikle 2001 krizinin ardından konumlarını sağlamlaştıran, kar ve pazarlama hedefleriyle büyük oynayan bankalar yeni ve yüksek marjlı pazarlar arayışına girmiş durumda. Her köşe başında açılan şubeler ve kurumsal alandaki düşük marjlar nedeniyle bireysel ve kobi pazarı artık bankacılık için daha cazip konuma geldi. Ancak büyükşehirlerdeki doygun pazar bankacılara istediği firsatları vermeyince yıllardır unutulan Anadolu, sektörün gelecek hedeflerinin merkezine oturdu. Kaliteli hizmet ve müşteri odaklı pazarlama anlayışından uzak kalan Anadolu illerinde ardı arkasına yeni şubeler açan bankalar özellikle ilk olmanın avantajından faydalanarak Anadolu müşterisinin sadakatini kazanma planları yapıyor. Kurumsal firmaların aksine "ilişki bankacılığı"na önem veren kobi ve bireysel müşteriler için bankalar da "müşteri odaklı" imajlarıyla Anadolu'da görücüye çıkıyor. Haberin devamında yer alan rakamlar Anadolu'daki büyük potansiyeli gözler önüne sererken bankacıların da iştahını kabartıyor; İstanbul'da yüzde 50 olan kredi kartı penetrasyonu Anadolu'da 25 düzeyinde, İstanbul'da şube başına 5.722 kişi düşerken, Anadolu'da bu rakam ortalamada 11.000'e yaklaşıyor.
EMEL ARSLANTÜRK - 107604087
İş Bankası'nın Dönüşüm Projesi
"İşbankası kredi kartlerı pazarının önemli oyuncularından biri. 2008 Mart sonunda bankanın kredi kartı sayısı 4 milyon 182 bin adede ulaştı. Sektördeki Maximum markalı kart sayısı ise 6 milyonu buluyor. İş Bankası kredi kartı sayısında yüzde 10.9, işlem hacmindeyse yüzde 14.4 lük pazar payına sahip. Bankanın kredi kartlarıyla yaratılan hacim ise geçtiğimiz yılın sonunda 19.8 milyar YTL büyüklüğe ulaştı. Bu yılın ilk 3 ayında da 5.7 milyar YTL işlem hacmi geliştiren banka 2008' de özellikle Maximum kart tarafında önemli atılımlar yapmayı planlıyor. Nisan ayında başlayan yeni reklam filmi de bu atılımlardan ilki. Bu arada İş bankası banka genelinde bir önüşüm porjesi üzerinde çalışıyor. Projenin hedeflerini genel müdürü yardımcısı Hülya Altay'a sordum :
Bireyselin Anahtarı; bu dönüşüm projesi bize satış odaklı bir kurum kültürü getirecek. Bunu da tüm faaliyetlerimize yansıtacağız. Önümüzdeki dönemde müşteriyi merkeze alan, kişiye özel uygulamalara odaklanacağız. Bireysel bankacılıkta Maximum kart, tüketicilere sunduğu imkanlarla bi kredi kartından bekleneni aşar hale geldi. Biz artık bireysel bankacılığın anahtarı olarak konumluyoruz.
Pazar Nasıl Gelişecek? yeni dönemde kredi kart kullanımları konusunda rekabetin kişiye özel uygulamalar etrafında gelişeceğini düşünüyoruz. Pazarda kişiselleştirilmiş ve esnek özellikli kredi kartı uygulamlarını daha fazla göreceğiz. Buna paralel olarak, teknoloji yatırımları da tüm sektör genelinde hız kazanacak".
CAPITAL, Aylık İş ve Ekonomi Dergisi, Mayıs 2008
Yorum: Yeni nesil pazarlama stratejileri; müşteri odaklı, customized ürünler sunarak müşterinin bulunduğu pozisyonun ihtiyaçlarına cevap vererek müşteri sadakatini oluşturmak ve bunu sürekli kılmak üzerine kurulmuş durumda. Ekonomik kriz sonrası bankacılık sektöründen zayıf halkaların çekilmesi ve pazarda sağlam aktörlerin kalması nedeniyle rekabet iyice kızışmış durumda. Bu nedenle, artık bankalar da müşterinin ihtiyaçlarını rakiplerinden ve hatta müşterilerin kendilerinden bile daha önce farkederek müşteri segmentlerine özel kişisel ürünler sunarak onların kalplerini fethetmek peşindeler. Bunu ilk,flexi card ile yapan Garanti Bankası olmuştur. Müşterilerin, alışveriş ve ödeme alışkanlıkların birbirinden farklı olduğunu farkeden Banka, kredi kartında kişiye özel bonus,taksit ve faiz oranı seçenekleri sunarak müşterilere alışverişlerinde daha özgür olmalarını sağlamıştır. Son dönemde HSBC de kredi kartında farklı bir segmentasyona giderek, erkek ve kadınların farklı ihtiyaçlarına cevap veren Advantage Rouge ve Advantage Black i çıkartmıştır. Pazardaki bu gelişmelerin yakın takipçisi olan İşbankası da "Müşteri Odaklı Dönüşüm" projesi kapsamında kredi kartında kişiye özel uygulamalarla rakiplerinin önüne geçme ve daha fazla pazar payına sahip olma peşinde.
İşbankasının yeni reklam kampanyası da bankanın bu yöndeki atılımlarına başlamış olduğunun güzel bir kanıtı.
SEDA MUT- 107604163
Bireyselin Anahtarı; bu dönüşüm projesi bize satış odaklı bir kurum kültürü getirecek. Bunu da tüm faaliyetlerimize yansıtacağız. Önümüzdeki dönemde müşteriyi merkeze alan, kişiye özel uygulamalara odaklanacağız. Bireysel bankacılıkta Maximum kart, tüketicilere sunduğu imkanlarla bi kredi kartından bekleneni aşar hale geldi. Biz artık bireysel bankacılığın anahtarı olarak konumluyoruz.
Pazar Nasıl Gelişecek? yeni dönemde kredi kart kullanımları konusunda rekabetin kişiye özel uygulamalar etrafında gelişeceğini düşünüyoruz. Pazarda kişiselleştirilmiş ve esnek özellikli kredi kartı uygulamlarını daha fazla göreceğiz. Buna paralel olarak, teknoloji yatırımları da tüm sektör genelinde hız kazanacak".
CAPITAL, Aylık İş ve Ekonomi Dergisi, Mayıs 2008
Yorum: Yeni nesil pazarlama stratejileri; müşteri odaklı, customized ürünler sunarak müşterinin bulunduğu pozisyonun ihtiyaçlarına cevap vererek müşteri sadakatini oluşturmak ve bunu sürekli kılmak üzerine kurulmuş durumda. Ekonomik kriz sonrası bankacılık sektöründen zayıf halkaların çekilmesi ve pazarda sağlam aktörlerin kalması nedeniyle rekabet iyice kızışmış durumda. Bu nedenle, artık bankalar da müşterinin ihtiyaçlarını rakiplerinden ve hatta müşterilerin kendilerinden bile daha önce farkederek müşteri segmentlerine özel kişisel ürünler sunarak onların kalplerini fethetmek peşindeler. Bunu ilk,flexi card ile yapan Garanti Bankası olmuştur. Müşterilerin, alışveriş ve ödeme alışkanlıkların birbirinden farklı olduğunu farkeden Banka, kredi kartında kişiye özel bonus,taksit ve faiz oranı seçenekleri sunarak müşterilere alışverişlerinde daha özgür olmalarını sağlamıştır. Son dönemde HSBC de kredi kartında farklı bir segmentasyona giderek, erkek ve kadınların farklı ihtiyaçlarına cevap veren Advantage Rouge ve Advantage Black i çıkartmıştır. Pazardaki bu gelişmelerin yakın takipçisi olan İşbankası da "Müşteri Odaklı Dönüşüm" projesi kapsamında kredi kartında kişiye özel uygulamalarla rakiplerinin önüne geçme ve daha fazla pazar payına sahip olma peşinde.
İşbankasının yeni reklam kampanyası da bankanın bu yöndeki atılımlarına başlamış olduğunun güzel bir kanıtı.
SEDA MUT- 107604163
Friday, May 16, 2008
How Does Shopping With Others Influence Impulsive Purchasing?
Author: Luo, Xueming
Source: Journal of Consumer Psychology; 2005, Vol. 15 Issue 4, p288-294, 7p, 2 charts
Summary:
This research examines how the presence of others influences impulsive purchasing. Impulsive purchasing is defined as consumer’s unplanned purchase. It accounts for as much as 62% of supermarket sales and 80% of all sales in certain product categories. This research suggests that the presence of others in a purchasing situation is likely to have influence on the decision. Whether the others are peers or family members, consumers may believe that others’ opinions and behaviors are reliable. They may use others’ behavior and their purchases as visible indicators of socially desirable activities. Researchers also evaluate two factors which affect the situation; (a) the inherent susceptibility to social influence and (b) the structure of the group (cohesive vs. not cohesive). (a)Susceptibility to influence is defined as an individual’s willingness to accept information from other people. Effects of peers’ presence and family members’ presence on impulsive purchasing will be greater when people are susceptible to influence. (b)The effects of the presence of others are likely to be greater when the group (peers or family) is cohesive.
This research examined these possibilities with 2 experiments. In study 1, participants were assigned randomly to one of four situations of a 2 (family members vs. peer friends) × 2 (high-cohesive group vs. low-cohesive group) design, with a fifth, solo shopping control condition. In study 2, the effect of susceptibility to influence was tested according to the results of study 1.
Results of study 1 and study 2 show that the presence of peers increases the urge to purchase, but the presence of family members decreases it. This difference is greater when the group is cohesive and when the individual is susceptible to social influence.
Dilara Dilcioğlu
107604215
Source: Journal of Consumer Psychology; 2005, Vol. 15 Issue 4, p288-294, 7p, 2 charts
Summary:
This research examines how the presence of others influences impulsive purchasing. Impulsive purchasing is defined as consumer’s unplanned purchase. It accounts for as much as 62% of supermarket sales and 80% of all sales in certain product categories. This research suggests that the presence of others in a purchasing situation is likely to have influence on the decision. Whether the others are peers or family members, consumers may believe that others’ opinions and behaviors are reliable. They may use others’ behavior and their purchases as visible indicators of socially desirable activities. Researchers also evaluate two factors which affect the situation; (a) the inherent susceptibility to social influence and (b) the structure of the group (cohesive vs. not cohesive). (a)Susceptibility to influence is defined as an individual’s willingness to accept information from other people. Effects of peers’ presence and family members’ presence on impulsive purchasing will be greater when people are susceptible to influence. (b)The effects of the presence of others are likely to be greater when the group (peers or family) is cohesive.
This research examined these possibilities with 2 experiments. In study 1, participants were assigned randomly to one of four situations of a 2 (family members vs. peer friends) × 2 (high-cohesive group vs. low-cohesive group) design, with a fifth, solo shopping control condition. In study 2, the effect of susceptibility to influence was tested according to the results of study 1.
Results of study 1 and study 2 show that the presence of peers increases the urge to purchase, but the presence of family members decreases it. This difference is greater when the group is cohesive and when the individual is susceptible to social influence.
Dilara Dilcioğlu
107604215
Thursday, May 15, 2008
Scarlett yalanının perde arkası...
Beyaz Show'a bile konuk olan ''Hollywood starı'', 'sahte' çıktı
Kesintisiz aksiyon, patlamalar, durmak bilmeyen bir tempo. Ve başrolde bir dünya güzeli: Natassia Malthe.
Fragman yeni dizi Scarlet'in 6 Mayıs'ta vizyona gireceğini söylüyordu.
Tabii izleyenleri kuşkulandıran detaylar da yok değildi... Natassia Malthhe madem büyük bir yıldızdı niye kimse tanımıyordu... Scarlet'in dünya prömiyeri neden istanbul'da yapılacaktı?
Kimse sormadı. Belki de İstanbul'a gelen güzel yıldız herkesin aklını başından almıştı. Sorular unutuldu gitti. İstanbul'da Scarlet rüzgarı esti...
Öyle ki Beyaz Show bile o rüzgardan payını aldı. Ekranların haşin kızı Scarlet, Beyaz'ın konuğu oldu.
Scarlet Beyaz Show'da çok sempatikti... Kameralara gülücükler dağıttı, yeni dizi hakkında ipuçları verdi. Öyle ki pek istememesine rağmen helyum gazından bile çekti....
Peki neydi bu gizem?
Çünkü ekranda bir dizi fragmanı dönüyordu ama...
O dizinin nerede yayınlanacağı, kaçta başlayacağı gizli tutuluyordu.
İşte Scarlet'in sırrı....
Türk izleyiciler belki biraz hayal kırıklığına uğrayacak. Ama işin aslı şu ki, Scarlet diye bir dizi yok...
İzlediğiniz bir reklam.
Bir elektronik devinin yeni lcd televizyonu için yaptırdığı bir tanıtım filmi......
Fragmanlarda geçen dünya prömiyeri tarihi de aslında ürünün lansman tarihi...
Şimdi ekran başındakiler kendilerini kandırılmış hissetmesin.
Çünkü aynı tanıtım tüm dünyada yapıldı.
Ve hemen her ülkede izleyici tatlı tatlı kandırıldı.
Yani Scarlet'in oyununa gelen bir tek biz değiliz.
Bakalım yeni televizyon serisi, Scarlet'in dizisi kadar ilgi çekecek mi?
Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=yasam&ArticleID=524242&Date=05.05.2008&ver=90
http://www.scarletseries.tv/main.aspx?lang=tr_tr
Yorum:
Hollywood yıldızı olarak tanıtılan güzel bir model,medyada estirilen rüzgar aslında Güney Koreli teknoloji devi LG’nin piyasaya çıkacak televizyonu Scarlet’in reklamından ibaret... Tüm bunları tasarlayan adam, LG’nin Kore Satış ve Pazarlama Müdürü Simon Kang,yaptıklarını "Eğlenceli yoldan insanları kandırmak" olarak tanımlıyor... 6 Mayıs’ta Suada’da yapılacak prömiyerde, LG Scarlet’in "asıl kimliğini" açıklayacak... Reklam sloganı ise: "Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir!"
Scarlet’in görüntü kalitesi de reklamı kadar iyi olacak mı bilinmez ama LG’nin son dönemlerde fiyatların düşmesiyle iyice hareketlenen LCD piyasasında tüketicinin dikkatini çekmek için sıradışı yöntemler bulmakta başarılı olduğuna,bu durumun da giderek büyüyen pastadan aldıkları dilime yansıyacağına şüphe yok.
Berker Dinç
107604036
Kesintisiz aksiyon, patlamalar, durmak bilmeyen bir tempo. Ve başrolde bir dünya güzeli: Natassia Malthe.
Fragman yeni dizi Scarlet'in 6 Mayıs'ta vizyona gireceğini söylüyordu.
Tabii izleyenleri kuşkulandıran detaylar da yok değildi... Natassia Malthhe madem büyük bir yıldızdı niye kimse tanımıyordu... Scarlet'in dünya prömiyeri neden istanbul'da yapılacaktı?
Kimse sormadı. Belki de İstanbul'a gelen güzel yıldız herkesin aklını başından almıştı. Sorular unutuldu gitti. İstanbul'da Scarlet rüzgarı esti...
Öyle ki Beyaz Show bile o rüzgardan payını aldı. Ekranların haşin kızı Scarlet, Beyaz'ın konuğu oldu.
Scarlet Beyaz Show'da çok sempatikti... Kameralara gülücükler dağıttı, yeni dizi hakkında ipuçları verdi. Öyle ki pek istememesine rağmen helyum gazından bile çekti....
Peki neydi bu gizem?
Çünkü ekranda bir dizi fragmanı dönüyordu ama...
O dizinin nerede yayınlanacağı, kaçta başlayacağı gizli tutuluyordu.
İşte Scarlet'in sırrı....
Türk izleyiciler belki biraz hayal kırıklığına uğrayacak. Ama işin aslı şu ki, Scarlet diye bir dizi yok...
İzlediğiniz bir reklam.
Bir elektronik devinin yeni lcd televizyonu için yaptırdığı bir tanıtım filmi......
Fragmanlarda geçen dünya prömiyeri tarihi de aslında ürünün lansman tarihi...
Şimdi ekran başındakiler kendilerini kandırılmış hissetmesin.
Çünkü aynı tanıtım tüm dünyada yapıldı.
Ve hemen her ülkede izleyici tatlı tatlı kandırıldı.
Yani Scarlet'in oyununa gelen bir tek biz değiliz.
Bakalım yeni televizyon serisi, Scarlet'in dizisi kadar ilgi çekecek mi?
Kaynak:http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=yasam&ArticleID=524242&Date=05.05.2008&ver=90
http://www.scarletseries.tv/main.aspx?lang=tr_tr
Yorum:
Hollywood yıldızı olarak tanıtılan güzel bir model,medyada estirilen rüzgar aslında Güney Koreli teknoloji devi LG’nin piyasaya çıkacak televizyonu Scarlet’in reklamından ibaret... Tüm bunları tasarlayan adam, LG’nin Kore Satış ve Pazarlama Müdürü Simon Kang,yaptıklarını "Eğlenceli yoldan insanları kandırmak" olarak tanımlıyor... 6 Mayıs’ta Suada’da yapılacak prömiyerde, LG Scarlet’in "asıl kimliğini" açıklayacak... Reklam sloganı ise: "Bazen hiçbir şey göründüğü gibi değildir!"
Scarlet’in görüntü kalitesi de reklamı kadar iyi olacak mı bilinmez ama LG’nin son dönemlerde fiyatların düşmesiyle iyice hareketlenen LCD piyasasında tüketicinin dikkatini çekmek için sıradışı yöntemler bulmakta başarılı olduğuna,bu durumun da giderek büyüyen pastadan aldıkları dilime yansıyacağına şüphe yok.
Berker Dinç
107604036
CONSUMER BEHAVIOR IN ONLINE AUCTIONS:AN EXAMINATION OF PARTITIONED PRICES ON EBAY
By: Clark, John M.; Ward, Sidne G.
Source: Journal of Marketing Theory & Practice, Winter2008, Vol. 16 Issue 1, p57-66
Summary of the article:
Nowadays people prefer to purchase things from online sites,particularly auction sites.As the number of online auction transactions continues to rise,platform providers need to understand the effects of the online auction environment on consumer behavior to provide the most efficient and customer-friendly market method.It is also important to ensure that transactions occur at an encouraging price.E bay is the of the most successful auction sites.John M. Clark and Sidne G. Ward determine the effects of partitioned prices -that is, separate item costs and shipping charges on the winning bids-submitted by consumers on this site.The present study focuses on the collectibles market and identifies a large number of auctions involving homogeneous items,specifically collects data on auctions involving the base-level "Charizard" card from the Pokemon game set.E Bay allows the searching of closed auctions for two weeks after the auction has ended.Any auction with the term Charizard in the title is examined.Data from 218 auctions are included in the final analyses.Different levels of stated shipping costs,range from $0.55 to $4.20,are likely to differentially attract buyers' attention.Such as the earlier results,the most important finding is that consumers,even exprienced ones,do not fully attend to total costs;ignore the less-salient shipping costs when bidding.One potential explanation for the lack of attention to shipping costs is the relatively small amount of the costs.If consumers are completely insensitive to price,they would purchase items from dealers at fixed,higher prices on eBay or elsewhere.This behavior is particularly striking in an environment where sellers set variable shipping costs.Experienced sellers may gain an advantage of this situation by following a bait-and-switch-type strategy that uses an advertised low shipping cost, but provides the buyer with a higher cost and higher security option after the auction has concluded.Consumers wishing to minimize prices paid need to consider the total cost of items on which they bid.Sellers who wish to maximize revenue will carefully set shipping and handling as well as other ancillary costs.Managers of auction Web sites should understand the effects of the design of auction support mechanisms, such as allowing sellers to set their own shipping prices, in order to maximize commission revenues.
Berker Dinç
107604036
Source: Journal of Marketing Theory & Practice, Winter2008, Vol. 16 Issue 1, p57-66
Summary of the article:
Nowadays people prefer to purchase things from online sites,particularly auction sites.As the number of online auction transactions continues to rise,platform providers need to understand the effects of the online auction environment on consumer behavior to provide the most efficient and customer-friendly market method.It is also important to ensure that transactions occur at an encouraging price.E bay is the of the most successful auction sites.John M. Clark and Sidne G. Ward determine the effects of partitioned prices -that is, separate item costs and shipping charges on the winning bids-submitted by consumers on this site.The present study focuses on the collectibles market and identifies a large number of auctions involving homogeneous items,specifically collects data on auctions involving the base-level "Charizard" card from the Pokemon game set.E Bay allows the searching of closed auctions for two weeks after the auction has ended.Any auction with the term Charizard in the title is examined.Data from 218 auctions are included in the final analyses.Different levels of stated shipping costs,range from $0.55 to $4.20,are likely to differentially attract buyers' attention.Such as the earlier results,the most important finding is that consumers,even exprienced ones,do not fully attend to total costs;ignore the less-salient shipping costs when bidding.One potential explanation for the lack of attention to shipping costs is the relatively small amount of the costs.If consumers are completely insensitive to price,they would purchase items from dealers at fixed,higher prices on eBay or elsewhere.This behavior is particularly striking in an environment where sellers set variable shipping costs.Experienced sellers may gain an advantage of this situation by following a bait-and-switch-type strategy that uses an advertised low shipping cost, but provides the buyer with a higher cost and higher security option after the auction has concluded.Consumers wishing to minimize prices paid need to consider the total cost of items on which they bid.Sellers who wish to maximize revenue will carefully set shipping and handling as well as other ancillary costs.Managers of auction Web sites should understand the effects of the design of auction support mechanisms, such as allowing sellers to set their own shipping prices, in order to maximize commission revenues.
Berker Dinç
107604036
Wednesday, May 14, 2008
Vestel Georgetown'da tez konusu oldu
Georgetown Üniversitesi İşletme Okulu’nun Uluslararası Yönetici MBA Programı’nda eğitim alan öğrenciler, Vestel’in Yeni Pazar Oyuncularıyla Rekabet Stratejileri” konulu tez çalışmasında, dayanıklı tüketim malları sektörüne son dönemde giren teknoloji marketleri karşısında Vestel’in bayi, mağaza, zincir üçgenindeki yeri ve konumuna ilişkin dünya örnekleriyle karşılaştırmalı analiz çalışması yaptılar.
Vestel’in pazardaki trendleri yıllar öncesinden öngörerek uyguladığı çoklu marka stratejisi, ulusal pazarlama ağı, kanal yapılanması ve mağaza metrekarelerinde hem teknomarketlere hem rakip markaların satış noktalarına göre üstünlüğünün öne çıkarıldığı tez, üniversite kurulundan yüksek puan aldı.
Kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=11016
Yorum:
Çekirdek iş faaliyetlerini temel karlılık kaynağı olarak gören, Avrupa'yı ana hedef pazar olarak, Asya'yı ise uzun vadeli pazar hedefi olarak belirleyen bir firma için gerçekten gurur verici bir olay. Bu haber firmanın, uzun vadede akademik çalışmalara temel oluşturacak ve yeni pazarlamacıları bu konuda eğitecek bir biçimde ne kadar başarılı pazarlama çalışmaları içinde bulunduğunu gösteriyor. Tabiki burada Vestel'in dünya pazarı ile ilgili öngörülerinin büyük ölçüde doğru çıkmasının ve Vestel'in bu öngörülere göre yapılanmasının büyük payı var.
Ali Emrah Candan
107604016
Vestel’in pazardaki trendleri yıllar öncesinden öngörerek uyguladığı çoklu marka stratejisi, ulusal pazarlama ağı, kanal yapılanması ve mağaza metrekarelerinde hem teknomarketlere hem rakip markaların satış noktalarına göre üstünlüğünün öne çıkarıldığı tez, üniversite kurulundan yüksek puan aldı.
Kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=11016
Yorum:
Çekirdek iş faaliyetlerini temel karlılık kaynağı olarak gören, Avrupa'yı ana hedef pazar olarak, Asya'yı ise uzun vadeli pazar hedefi olarak belirleyen bir firma için gerçekten gurur verici bir olay. Bu haber firmanın, uzun vadede akademik çalışmalara temel oluşturacak ve yeni pazarlamacıları bu konuda eğitecek bir biçimde ne kadar başarılı pazarlama çalışmaları içinde bulunduğunu gösteriyor. Tabiki burada Vestel'in dünya pazarı ile ilgili öngörülerinin büyük ölçüde doğru çıkmasının ve Vestel'in bu öngörülere göre yapılanmasının büyük payı var.
Ali Emrah Candan
107604016
Tuesday, May 13, 2008
Globalization, expectations model of economic nationalism, and consumer behavior
Syed H. Akhter.(Department of Marketing, Marquette University, Milwaukee, Wisconsin, USA The Journal of Consumer Marketing) Santa Barbara: 2007. Vol. 24, Iss. 3; pg. 142
Summary ;
The goals of the subject are to propose, measure, and empirically test the expectations model of economic nationalism. The model posits that economic nationalism is reflected in people's expectations of their government, domestic firms, and the general public, in terms of restricting the activities of foreign firms. A confirmatory factor analysis is conducted to test the model, using the LISREL procedure. Results show acceptable fit for the proposed model. Reliability of each of the three dimensions of economic nationalism is in the acceptable range. A nomological validity test showed that economic nationalism is related to otherconstructs not included in the model. A limitation of the model is that it is based on a single sample. Future studies can test the generalizability of model with samples from different countries. The implication of the study is that increasing globalization might lead to an increase in economic nationalism. Business executives, therefore, need to focus not only on the benefits that they will derive from entering a country, but also the benefits they will deliver to the domestic economy by entering the country. The paper presents an expectations model of economic nationalism. The model is based on the premise that people's expectations of their government, domestic businesses, and the general public in terms of their role in restricting the activities of foreign firms are reflective of economic nationalism. The more people expect of these three players the more economically nationalistic they will be. The value of the globalization is to researchers in international business and global marketing and to business executives involved in managing global operations.
For full interview please visit : http://proquest.umi.com/pqdweb?index=0&did=1344041901&SrchMode=1&sid=1&Fmt=3&VInst=PROD&VType=PQD&RQT=309&VName=PQD&TS=1210673440&clientId=42144
Emir MERT
107604149
Summary ;
The goals of the subject are to propose, measure, and empirically test the expectations model of economic nationalism. The model posits that economic nationalism is reflected in people's expectations of their government, domestic firms, and the general public, in terms of restricting the activities of foreign firms. A confirmatory factor analysis is conducted to test the model, using the LISREL procedure. Results show acceptable fit for the proposed model. Reliability of each of the three dimensions of economic nationalism is in the acceptable range. A nomological validity test showed that economic nationalism is related to otherconstructs not included in the model. A limitation of the model is that it is based on a single sample. Future studies can test the generalizability of model with samples from different countries. The implication of the study is that increasing globalization might lead to an increase in economic nationalism. Business executives, therefore, need to focus not only on the benefits that they will derive from entering a country, but also the benefits they will deliver to the domestic economy by entering the country. The paper presents an expectations model of economic nationalism. The model is based on the premise that people's expectations of their government, domestic businesses, and the general public in terms of their role in restricting the activities of foreign firms are reflective of economic nationalism. The more people expect of these three players the more economically nationalistic they will be. The value of the globalization is to researchers in international business and global marketing and to business executives involved in managing global operations.
For full interview please visit : http://proquest.umi.com/pqdweb?index=0&did=1344041901&SrchMode=1&sid=1&Fmt=3&VInst=PROD&VType=PQD&RQT=309&VName=PQD&TS=1210673440&clientId=42144
Emir MERT
107604149
Thursday, May 8, 2008
Are Loyal Customers Profitable? Customer Satisfaction, Customer (Action) Loyalty and Customer Profitability at the Individual Level.
Author: Helgesen,Øyvind (oh@hials.no)
Source: Journal of Marketing Management; Apr2006, Vol. 22 Issue 3/4, p245-266, 22p,
Summary of the article:
Customer profitability is supposed to be positively related to customer loyalty and customer satisfaction. This link between customer satisfaction and profitability forms the most significant point of the marketing concept. And the lesson is that firms should be working for meeting the customers' needs, desires and requests. As a result, according to this way of thinking, the companies that are able to increase the satisfaction of the customers can expect a positive effect on the firm's profitability in the long term. The link between satisfaction, loyalty and profitability is understood to be so self-evident that most of the time relationship is taken for granted. This article focuses on the individual customer by pointing out the links between customer satisfaction, customer loyalty and customer profitability. In the article 2 hypotheses are tested which are; H1: The more satisfied a customer tends to be, the higher is the loyalty of the customer; H2: The more loyal a customer tends to be, the higher customer profitability is obtained.The results show strong support for the hypotheses. However, the relationships between the variables seem to be non-linear and only valid beyond certain levels. Customer relationship is based on concepts about positive cause- and effect relationships between the following main variables: customer satisfaction, customer loyalty, and customer profitability. In the paper the last two relationships have been analyzed at the individual customer level. Positive links have been found between the variables, but in such a way that the relationships seem to have decreasing shapes. So, there seems to be a positive relationship between customer satisfaction and customer loyalty, and there also seems to be a positive relationship between customer loyalty and customer profitability.
Cihat Çelik
107604020
Source: Journal of Marketing Management; Apr2006, Vol. 22 Issue 3/4, p245-266, 22p,
Summary of the article:
Customer profitability is supposed to be positively related to customer loyalty and customer satisfaction. This link between customer satisfaction and profitability forms the most significant point of the marketing concept. And the lesson is that firms should be working for meeting the customers' needs, desires and requests. As a result, according to this way of thinking, the companies that are able to increase the satisfaction of the customers can expect a positive effect on the firm's profitability in the long term. The link between satisfaction, loyalty and profitability is understood to be so self-evident that most of the time relationship is taken for granted. This article focuses on the individual customer by pointing out the links between customer satisfaction, customer loyalty and customer profitability. In the article 2 hypotheses are tested which are; H1: The more satisfied a customer tends to be, the higher is the loyalty of the customer; H2: The more loyal a customer tends to be, the higher customer profitability is obtained.The results show strong support for the hypotheses. However, the relationships between the variables seem to be non-linear and only valid beyond certain levels. Customer relationship is based on concepts about positive cause- and effect relationships between the following main variables: customer satisfaction, customer loyalty, and customer profitability. In the paper the last two relationships have been analyzed at the individual customer level. Positive links have been found between the variables, but in such a way that the relationships seem to have decreasing shapes. So, there seems to be a positive relationship between customer satisfaction and customer loyalty, and there also seems to be a positive relationship between customer loyalty and customer profitability.
Cihat Çelik
107604020
Monday, May 5, 2008
Kozmetik ürünler otomata girdi
Erkul Kozmetik, dünyada ilk kez uygulanacak olan ve kendi tasarımı “Koz-matik” adlı
yeni ürününü pazara sundu. Manken ve oyuncu İpek Tanrıyar’ ın sunumuyla tanıtımı yapılan KOZ-MATİK, Golden Rose markalı oje, ıslak mendil, maskara,
aseton vb. ürünlerin, ayrıca “Roxanne” markalı parfümlerin pratik bir şekilde edinilebileceği otomat sistemiyle çalışıyor.
Kozmatikler,metrolar, vapur iskeleleri, tren istasyonları, oto-garlar, alışveriş ve iş merkezleri, okullar gibi sirkülâsyonun yoğun olduğu alanlarda yer alacak.
Kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10946
Yorum:
Uygulamada özellikle çalışan ve alışverişe vakit harcamak istemeyen bayanlar için düşünülmüş pratik bir sistem geliştirilmiş fakat bu uygulama, bayanların kozmetik ürün alırken ürün hakkında bilgi edinememesi, deneme yapamaması gibi nedenlerden dolayı daha az tercih edilebilir. Acil durumlarda ya da sık kullanılan ıslak mendil gibi ürünler için tercih edileceğini düşünüyorum. Yiyecek, içecek ürünlerinde alışık olduğumuz sistemin kozmetik de uygulanması daha zor görünüyor. Daha düşük fiyatlı ürünlerde bu sistem kullanılabilir fakat yüksek fiyatlı ürünleri otomattan alma fikrine sıcak bakılmayabilir. Aynı zamanda ürünle ilgili bir sorun olduğunda ya da iade-değiştirme gerektiren durumlar için bu sistemin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Dilara Dilcioğlu
107604215
yeni ürününü pazara sundu. Manken ve oyuncu İpek Tanrıyar’ ın sunumuyla tanıtımı yapılan KOZ-MATİK, Golden Rose markalı oje, ıslak mendil, maskara,
aseton vb. ürünlerin, ayrıca “Roxanne” markalı parfümlerin pratik bir şekilde edinilebileceği otomat sistemiyle çalışıyor.
Kozmatikler,metrolar, vapur iskeleleri, tren istasyonları, oto-garlar, alışveriş ve iş merkezleri, okullar gibi sirkülâsyonun yoğun olduğu alanlarda yer alacak.
Kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10946
Yorum:
Uygulamada özellikle çalışan ve alışverişe vakit harcamak istemeyen bayanlar için düşünülmüş pratik bir sistem geliştirilmiş fakat bu uygulama, bayanların kozmetik ürün alırken ürün hakkında bilgi edinememesi, deneme yapamaması gibi nedenlerden dolayı daha az tercih edilebilir. Acil durumlarda ya da sık kullanılan ıslak mendil gibi ürünler için tercih edileceğini düşünüyorum. Yiyecek, içecek ürünlerinde alışık olduğumuz sistemin kozmetik de uygulanması daha zor görünüyor. Daha düşük fiyatlı ürünlerde bu sistem kullanılabilir fakat yüksek fiyatlı ürünleri otomattan alma fikrine sıcak bakılmayabilir. Aynı zamanda ürünle ilgili bir sorun olduğunda ya da iade-değiştirme gerektiren durumlar için bu sistemin geliştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Dilara Dilcioğlu
107604215
Nokia ile Kylie Cebinizde!
Kylie Minogue konser vermek üzere 20 Mayıs’ta Türkiye’ye geliyor. Nokia, Mayıs ayı boyunca Nokia Shop’lardan Nokia 5310 XpressMusic cep telefonu satın alan herkese, Kylie Minogue’un son albümü X’teki 13 parçaya ilave olarak albüme özel remiksler ve videolar hediye ediyor. Kullanıcıların, bu içeriği telefonlarına ya da bilgisayarlarına indirebilmeleri için, satış kutularından çıkacak kod ile www.nokia.com/kylie web sitesine girmeleri yeterli olacak.
Zarif alüminyum kaplamasıyla dikkat çeken Nokia 5310 XpressMusic’in önemli özellikleri arasında 18 saate kadar müzik çalabilmesi, isteğe bağlı 4 GB microSD hafıza kartıyla 3000 adede kadar şarkı saklayabilmesi ve özel müzik tuşları yer alıyor. 2 megapiksel kamerası ve 2 inçlik parlak ekranıyla da dikkat çeken Nokia 5310XpressMusic, kullanıcıların müzikle ilgili tüm beklentilerini karşılıyor.
Kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10956
Yorum:
Internet sayesinde müziğin artık çok ucuz ve kolay ulaşılır hale gelmesi özellikle MP3 çalarların elektronik eşya sektöründe büyük pay sahibi olmasını sağladı. Cep telefonu üreticileri de buna kayıtsız kalmayarak yeni ürünlerinin hemen hemen hepsini MP3 çalma özelliği ile donatarak kıyasıya bir rekabete girdi; reklam kampanyaları,promosyonlar,ardı arkası kesilmeyen yeni ürünler... Bunun son örneklerinden olan Nokia 5310 XpressMusic de sahip olduğu özelliklerle cep telefonu kullanıcılarının müzik ile ilgili beklentilerini fazlasıyla karışılamakta yalnızca bir farkla! Nokia tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan Kylie Minogue'un 20 mayısta gerçekleşecek Türkiye İstanbul konserini bir promosyon aracına dönüştürme fırsatını kaçırmadı ve mayıs ayı için geçerli olacak bu kompanyayı başlattı. Kuşkusuz bu kampanya cep telefonu alımı konusunda bir türlü doyamayan Türk tüketicisinin ve özellikle konseri heyecanla bekleyen Kylie hayranlarının iştahını kabartacak ve ve Nokia 5310 XpressMusic satışlarını arttıracak. Nokia'nın zamanlaması, fırsatçılığı ve pazardaki dinamikleri yakından takip etmesi çok başarılı. Satışların artmasının yanısıra özellikle konserlere ve bu tip organizasyonlara her zaman aç olan Türk insanının; özellikle gençlerin zihninde de bu kampanya ile yer etmiş olacaklar. Son olarak Nokia hediye edilen son albümün yanısıra piyasada bulunamayacak özel remixler ve videolarla tüketicilerin kendilerini özel hissetmesini sağlayacak.
Cihat Çelik
107604020
Zarif alüminyum kaplamasıyla dikkat çeken Nokia 5310 XpressMusic’in önemli özellikleri arasında 18 saate kadar müzik çalabilmesi, isteğe bağlı 4 GB microSD hafıza kartıyla 3000 adede kadar şarkı saklayabilmesi ve özel müzik tuşları yer alıyor. 2 megapiksel kamerası ve 2 inçlik parlak ekranıyla da dikkat çeken Nokia 5310XpressMusic, kullanıcıların müzikle ilgili tüm beklentilerini karşılıyor.
Kaynak: http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10956
Yorum:
Internet sayesinde müziğin artık çok ucuz ve kolay ulaşılır hale gelmesi özellikle MP3 çalarların elektronik eşya sektöründe büyük pay sahibi olmasını sağladı. Cep telefonu üreticileri de buna kayıtsız kalmayarak yeni ürünlerinin hemen hemen hepsini MP3 çalma özelliği ile donatarak kıyasıya bir rekabete girdi; reklam kampanyaları,promosyonlar,ardı arkası kesilmeyen yeni ürünler... Bunun son örneklerinden olan Nokia 5310 XpressMusic de sahip olduğu özelliklerle cep telefonu kullanıcılarının müzik ile ilgili beklentilerini fazlasıyla karışılamakta yalnızca bir farkla! Nokia tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de hatırı sayılır bir hayran kitlesi olan Kylie Minogue'un 20 mayısta gerçekleşecek Türkiye İstanbul konserini bir promosyon aracına dönüştürme fırsatını kaçırmadı ve mayıs ayı için geçerli olacak bu kompanyayı başlattı. Kuşkusuz bu kampanya cep telefonu alımı konusunda bir türlü doyamayan Türk tüketicisinin ve özellikle konseri heyecanla bekleyen Kylie hayranlarının iştahını kabartacak ve ve Nokia 5310 XpressMusic satışlarını arttıracak. Nokia'nın zamanlaması, fırsatçılığı ve pazardaki dinamikleri yakından takip etmesi çok başarılı. Satışların artmasının yanısıra özellikle konserlere ve bu tip organizasyonlara her zaman aç olan Türk insanının; özellikle gençlerin zihninde de bu kampanya ile yer etmiş olacaklar. Son olarak Nokia hediye edilen son albümün yanısıra piyasada bulunamayacak özel remixler ve videolarla tüketicilerin kendilerini özel hissetmesini sağlayacak.
Cihat Çelik
107604020
Thursday, May 1, 2008
The real king of advertising is Irwin Gotlieb!
Fortune Magazine - Feb 4th 2008, Jessi Hempel interview with Irwin Gotlieb
Forget Google. The real king of advertising is a mild-mannered 58-year-old media buyer.
It wasn't long ago that the ad biz was ruled by black-clad creative types who could charm an old lady into dropping her last $10 on a jar of get-younger cream. But those days are over. Now, with digital media at the center of the action - Google, Facebook, Microsoft's blockbuster bid for Yahoo - it's all about numbers. And one bookish media buyer is king. His name is Irwin Gotlieb. But we might just as well call him the $59 billion man.
Last year the CEO of media-buying shop GroupM, a division of the ad conglomerate WPP Group (WPPGY), quietly directed more than 16% of the world's $364 billion in global ad expenditures. He not only understands media better than most; he has the power to sway the industry to his vision. And lately that vision entails old media taking lessons from the web. "Say you want to sell grapefruit," he says over an egg-white omelet at London's Four Seasons, where he keeps an extra set of clothes for regular visits. To move a lot of citrus in the traditional way, he explains, you'd buy a spot on "Grey's Anatomy" or run an ad in Vogue, making behavioral assumptions and inferences built on viewer demographics. But in the digital world, ad buyers don't need to assume anything; they have data to work with. Online marketers track actual behavior, so instead of buying a type of audience, they can buy a click, an inquiry, or even a sale. Every time consumers take such an action, it becomes part of their "clickstream," which follows them around the web. This information trail gives marketers an increasingly sophisticated idea about each of us, allowing them to craft an ever more tailored online experience.
But why stop there? What the business really needs is a venue with the reach of old media and the data trail of the web. In 2006, GroupM placed, tracked, and measured 200 billion online impressions, and that figure jumped enormously last year, according to the agency. That's a lot of behavioral data, and it made Gotlieb - who serves as the top field general to WPP Group CEO Martin Sorrell - think how useful it would be to spray that fire hose of information at non-web media. And so whatever you may think it will do to your privacy, our clickstreams are about to follow us to our TVs, enabling marketers to "send a different message to every set-top box," he says. "If you've got three TVs in your home, the teen gets one message, Mom gets a different one, and Dad gets a third."
Gotlieb isn't just envisioning this scenario; he's making it happen. He was the lead investor last fall in a $25 million funding round for Invidi Technologies, a tech startup based in Princeton, N.J., that can determine the age, gender, location, income, and ethnicity of television viewers and send targeted ads to different sets within the same house. The investment, he contends, will help position GroupM to improve ad targeting on any screen - TV, PDA, or computer. "While the technologies are fairly well developed to enable all this stuff, the business rules don't exist," he says. The next step is to hammer out deals with the networks, precisely the sort of work he's been doing for 38 years. "Our single biggest challenge as an industry is to find fair and equitable ways of getting the business arrangements in place."
For full interview: http://www.etribes.com/node/152160
Also published at Fortune Magazine - Turkey, March 2008
Aziz ilker icsel
107604114
Forget Google. The real king of advertising is a mild-mannered 58-year-old media buyer.
It wasn't long ago that the ad biz was ruled by black-clad creative types who could charm an old lady into dropping her last $10 on a jar of get-younger cream. But those days are over. Now, with digital media at the center of the action - Google, Facebook, Microsoft's blockbuster bid for Yahoo - it's all about numbers. And one bookish media buyer is king. His name is Irwin Gotlieb. But we might just as well call him the $59 billion man.
Last year the CEO of media-buying shop GroupM, a division of the ad conglomerate WPP Group (WPPGY), quietly directed more than 16% of the world's $364 billion in global ad expenditures. He not only understands media better than most; he has the power to sway the industry to his vision. And lately that vision entails old media taking lessons from the web. "Say you want to sell grapefruit," he says over an egg-white omelet at London's Four Seasons, where he keeps an extra set of clothes for regular visits. To move a lot of citrus in the traditional way, he explains, you'd buy a spot on "Grey's Anatomy" or run an ad in Vogue, making behavioral assumptions and inferences built on viewer demographics. But in the digital world, ad buyers don't need to assume anything; they have data to work with. Online marketers track actual behavior, so instead of buying a type of audience, they can buy a click, an inquiry, or even a sale. Every time consumers take such an action, it becomes part of their "clickstream," which follows them around the web. This information trail gives marketers an increasingly sophisticated idea about each of us, allowing them to craft an ever more tailored online experience.
But why stop there? What the business really needs is a venue with the reach of old media and the data trail of the web. In 2006, GroupM placed, tracked, and measured 200 billion online impressions, and that figure jumped enormously last year, according to the agency. That's a lot of behavioral data, and it made Gotlieb - who serves as the top field general to WPP Group CEO Martin Sorrell - think how useful it would be to spray that fire hose of information at non-web media. And so whatever you may think it will do to your privacy, our clickstreams are about to follow us to our TVs, enabling marketers to "send a different message to every set-top box," he says. "If you've got three TVs in your home, the teen gets one message, Mom gets a different one, and Dad gets a third."
Gotlieb isn't just envisioning this scenario; he's making it happen. He was the lead investor last fall in a $25 million funding round for Invidi Technologies, a tech startup based in Princeton, N.J., that can determine the age, gender, location, income, and ethnicity of television viewers and send targeted ads to different sets within the same house. The investment, he contends, will help position GroupM to improve ad targeting on any screen - TV, PDA, or computer. "While the technologies are fairly well developed to enable all this stuff, the business rules don't exist," he says. The next step is to hammer out deals with the networks, precisely the sort of work he's been doing for 38 years. "Our single biggest challenge as an industry is to find fair and equitable ways of getting the business arrangements in place."
For full interview: http://www.etribes.com/node/152160
Also published at Fortune Magazine - Turkey, March 2008
Aziz ilker icsel
107604114
Wednesday, April 30, 2008
Kredi kartının parfümlüsü bile çıktı!
Kredi kartının parfümlüsü bile çıktı!
HSBC Advantage, kadınlar ve erkekler için özel tasarlanmış parfümlü kredi kartları Advantage Rouge ve Advantage Black’i müşterilerinin kullanımına sundu. Advantage Rouge ve Advantage Black, HSBC Advantage’ın tüm özelliklerine sahip olmalarının yanı sıra; kadın ve erkeklere ilgi alanlarına göre farklı hizmetler ve indirim avantajları sunacak. Advantage Rouge ve Advantage Black; seçkin restoran, spor salonu ve mağazalarda özel indirimler sunacak.
İsteğe göre belirlenebilen vanilya ve hindistan cevizi kokusuyla Advantage Rouge; Astroloji Danışmanlığı, New York / Milano Outlet Turu, Stil Danışmanlığı, Diyestisyen ve Yemek Kursu Hizmetleri’ni indirim ve rezervasyon önceliğiyle sunarken; kozmetik, mücevher ve giyim alışverişlerindeki özel indirimleriyle kadın olmanın avantajını sonuna kadar yaşatacak.
Lavanta ve tütün kokusuyla erkekler için hazırlanan Advantage Black ise; Yelken / Dalgıçlık, Fotoğraf Kursu, Stil Danışmanlığı hizmetleriyle birlikte; seçkin mağaza ve parfümerilerdeki özel indirimleriyle erkek olmanın avantajını sonuna kadar yaşatacak.
Ayrıca kartlar, yurtiçi seyahat, ev yardım hizmetleri ve yurtdışında sağladığı asistanlık hizmetlerinin dışında İstanbul, Ankara, İzmir, Çeşme ve Bodrum’daki havaalanlarında geçerli olan Havaalanı Transfer Hizmetleri de sunacak.
Advantage Rouge ve Advantage Black ile kredi kartı pazarında fark yaratacaklarını belirten HSBC Kart Yönetimi'nden Sorumlu Grup Başkanı Mehmet Sindel, “Rouge ve Black; görünümleri, özellikleri ve kokularıyla rekabetteki diğer ürünlerden farklı bir şekilde tasarlandı; bu yeni ürünler alışveriş yapmayı seven, indirim ve kampanyaları takip eden, yeniliklerle ilgilenen kadınlara ve erkeklere, ilgi alanlarına göre farklı avantajlar sunarak öne çıkacaktır” dedi.
Referans : http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10944
Yorum :
Kredi kartlarının asıl amacı dışına çıkarılıp sanki bir statü simgesiymiş gibi gösterilmesi açıkcası pazarlama başarısından çok bir boşluğu doldurma isteğiymiş gibi gözüküyor. Bankaların kredi kartları üzerinden gerçekleştirdikleri kendilerini pazarlama stratejileri ancak kartların renkliliği ve kokusuyla bağdaştırılıp sınırlandırıldığı sürece gerçekten o bankayı tercih etme sebebinin ne olduğu hiçbir insanın gözünde canlanamayacaktır. HSBC parfüm kokulu ürettiği kredi kartlarıyla özellikle alışverişi hayatında ön plana koyan kişilere bu kokuyu burunlarından eksik etmeyeceğe benziyor. ( Ödeme günlerindede kokulu ekstre ihtiyacı doğabilir. Bunun içinde rahatlatıcı ve gevşetici özelliği olan kokulardan yararlanmasını öneriyorum :)
EMİR MERT
107604149
HSBC Advantage, kadınlar ve erkekler için özel tasarlanmış parfümlü kredi kartları Advantage Rouge ve Advantage Black’i müşterilerinin kullanımına sundu. Advantage Rouge ve Advantage Black, HSBC Advantage’ın tüm özelliklerine sahip olmalarının yanı sıra; kadın ve erkeklere ilgi alanlarına göre farklı hizmetler ve indirim avantajları sunacak. Advantage Rouge ve Advantage Black; seçkin restoran, spor salonu ve mağazalarda özel indirimler sunacak.
İsteğe göre belirlenebilen vanilya ve hindistan cevizi kokusuyla Advantage Rouge; Astroloji Danışmanlığı, New York / Milano Outlet Turu, Stil Danışmanlığı, Diyestisyen ve Yemek Kursu Hizmetleri’ni indirim ve rezervasyon önceliğiyle sunarken; kozmetik, mücevher ve giyim alışverişlerindeki özel indirimleriyle kadın olmanın avantajını sonuna kadar yaşatacak.
Lavanta ve tütün kokusuyla erkekler için hazırlanan Advantage Black ise; Yelken / Dalgıçlık, Fotoğraf Kursu, Stil Danışmanlığı hizmetleriyle birlikte; seçkin mağaza ve parfümerilerdeki özel indirimleriyle erkek olmanın avantajını sonuna kadar yaşatacak.
Ayrıca kartlar, yurtiçi seyahat, ev yardım hizmetleri ve yurtdışında sağladığı asistanlık hizmetlerinin dışında İstanbul, Ankara, İzmir, Çeşme ve Bodrum’daki havaalanlarında geçerli olan Havaalanı Transfer Hizmetleri de sunacak.
Advantage Rouge ve Advantage Black ile kredi kartı pazarında fark yaratacaklarını belirten HSBC Kart Yönetimi'nden Sorumlu Grup Başkanı Mehmet Sindel, “Rouge ve Black; görünümleri, özellikleri ve kokularıyla rekabetteki diğer ürünlerden farklı bir şekilde tasarlandı; bu yeni ürünler alışveriş yapmayı seven, indirim ve kampanyaları takip eden, yeniliklerle ilgilenen kadınlara ve erkeklere, ilgi alanlarına göre farklı avantajlar sunarak öne çıkacaktır” dedi.
Referans : http://www.marketingturkiye.com/Haberler/Detay/?no=10944
Yorum :
Kredi kartlarının asıl amacı dışına çıkarılıp sanki bir statü simgesiymiş gibi gösterilmesi açıkcası pazarlama başarısından çok bir boşluğu doldurma isteğiymiş gibi gözüküyor. Bankaların kredi kartları üzerinden gerçekleştirdikleri kendilerini pazarlama stratejileri ancak kartların renkliliği ve kokusuyla bağdaştırılıp sınırlandırıldığı sürece gerçekten o bankayı tercih etme sebebinin ne olduğu hiçbir insanın gözünde canlanamayacaktır. HSBC parfüm kokulu ürettiği kredi kartlarıyla özellikle alışverişi hayatında ön plana koyan kişilere bu kokuyu burunlarından eksik etmeyeceğe benziyor. ( Ödeme günlerindede kokulu ekstre ihtiyacı doğabilir. Bunun içinde rahatlatıcı ve gevşetici özelliği olan kokulardan yararlanmasını öneriyorum :)
EMİR MERT
107604149
Wednesday, April 23, 2008
“Do I Like It if You Choose for Me? The Influence of Relationship Norms on Consumer Satisfaction”
Author: John T. Gourville and Dilip Soman
Esin Ergür
107604230
The present research hypothesizes that the norms underlying different types of relationships between marketers and consumers moderate consumers’ satisfaction with a self-chosen relative to a marketer-chosen outcome. This hypothesis draws on recent research suggesting that consumers’ responses to the marketer’s actions are a function of the relationship norms between the two (Aggarwal 2004; Fournier 1998). Two types of consumer-marketer relationships are examined: communal and exchange (Mills and Clark 1982). In a communal relationship, people give benefits to relationship partners due to a concern for their well-being.
People know that benefits are given in order to get something in return. As such, if in an exchange relationship the choice is made by the marketer, consumers will expect the marketer to be motivated by its own interests, and they will be less likely to be satisfied with it. We therefore hypothesize that the consumers’ satisfaction with a marketer-chosen outcome will be lower compared to a self-chosen outcome when they have an exchange relationship than when they have a communal relationship with the marketer.
Esin Ergür
107604230
The present research hypothesizes that the norms underlying different types of relationships between marketers and consumers moderate consumers’ satisfaction with a self-chosen relative to a marketer-chosen outcome. This hypothesis draws on recent research suggesting that consumers’ responses to the marketer’s actions are a function of the relationship norms between the two (Aggarwal 2004; Fournier 1998). Two types of consumer-marketer relationships are examined: communal and exchange (Mills and Clark 1982). In a communal relationship, people give benefits to relationship partners due to a concern for their well-being.
People know that benefits are given in order to get something in return. As such, if in an exchange relationship the choice is made by the marketer, consumers will expect the marketer to be motivated by its own interests, and they will be less likely to be satisfied with it. We therefore hypothesize that the consumers’ satisfaction with a marketer-chosen outcome will be lower compared to a self-chosen outcome when they have an exchange relationship than when they have a communal relationship with the marketer.
Garanti'den Mortgage Çağrı Merkezi
22.04.2008 - 15:35
Esin Ergür
107604230
Garanti Çağrı Merkezi bünyesinde kurulan ekibe, 444 EVİM (444 38 46) tuşlanarak ulaşılabilecek
İSTANBUL - Garanti Bankası, Türkiye'nin ilk ve tek mortgage (tutsat) çağrı merkezini kurdu.
Garanti Mortgage Çağrı Merkezi, Garanti Mortgage Genel Müdürü Cemal Onaran ve Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ali Fuat Erbil'in katıldığı bir toplantıyla tanıtıldı.
Avrupa Kalite Yönetimi Vakfından "mükemmeliyete adanmışlık" ödülünü kazanan Garanti Çağrı Merkezi bünyesinde kurulan ekibe, 444 EVİM (444 38 46) tuşlanarak ulaşılabilecek.
29 kişilik ekiple haftanın 7 günü 24 saat hizmet verecek olan 444 EVİM'i arayan tüketiciler, özel eğitimli ve sertifikalı uzmanlardan tutsat konusunda bilgi alabilecek, farklı ürünlerin karşılaştırmasını isteyebilecek, kredi başvurusu yapabilecek.
Garanti Mortgage Genel Müdürü Cemal Onaran, sektöre ilişkin değerlendirmelerde de bulunduğu sunumunda, 5 yıl içinde 100 milyar YTL'lik büyüklüğü ulaşması beklenen sektörün, milli gelirdeki payının da yüzde 10'a yaklaşacağını öngördüklerini söyledi.
Mortgage Çağrı Merkezi ile Türkiye'de ilk defa tutsat konusunda telefonla, danışma, karşılaştırma, başvurma ve sonuç alma imkanı yaratılacağını anlatan Onaran, "2008'de 80 bin adet çağrı, 2 bin adet kullandırım hedefliyoruz. 2009 hedefimiz 4 bin adet, 2010 hedefimiz 5 bin adet kullandırım" diye konuştu.
Garanti Mortgage Genel Müdürü Cemal Onaran, "Sektörün yüzde 30-35 büyüyerek, yılı 40-41 milyar YTL seviyelerinde kapatacağını düşünüyoruz" dedi.
"Türkiye'de kredi verirken, ince eleyip sık dokuyoruz"
Toplantıda gazetecilerin sektöre ilişkin sorularını da yanıtlayan Onaran, yabancılara mülk satışına ilişkin bir soru üzerine, Kuşadası, Marmaris, Bodrum gibi yerlerde yabancılara yönelik ciddi projeler yapıldığını kaydetti.
Şu anda yabancılara yönelik satışın durduğunu, bunun önünün açılması gerektiğini aktaran Onaran, bu sorunun kısa sürede çözüleceğini düşündüğünü, Türkiye'de bu konuda büyük bir potansiyel bulunduğunu dile getirdi.
Onaran, ABD'deki subprime krizinin Türkiye'yi nasıl etkileyeceğinin sorusuna da, ABD'deki finans kuruluşlarının müşteri kredibilitesini ölçmeden kredi verdiklerini kaydederek, "Biz, Türkiye'de çok ince eleyip, sık dokuyoruz. Ciddi bir kredi süzgecinden geçiriyoruz. Şu anda Türkiye'de böyle bir subprime krizinden söz etmemiz mümkün değil" yanıtını verdi.
Kredi kullandırımına ilişkin bir soru üzerine de Onaran, 2008 yılını ilginç bir yıl olarak nitelendirdi.
Kış aylarının kredi kullandırımının az olduğu dönemler olduğunu ifade eden Onaran, şöyle devam etti:
"Bu yıl ilginç bir üç ay yaşadık. 31 milyar YTL seviyelerinden başladık, Mart sonunu 34 milyar YTL ile kapattık. Neredeyse 4 milyar YTL'ye yakın kredi kullandırılmış durumda. Ama 10-15 gündür hafif çaplı bir durgunluk var. Sektörün yüzde 30-35 büyüyerek, yılı 40-41 milyar YTL seviyelerinde kapatacağını düşünüyoruz."
"Regülasyon zafiyeti yok"
Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ali Fuat Erbil de eve olan talepte son bir aydır azalma olduğunu gözlendiğini, ancak kısa vadede inanılmaz derecede fiyatlar artacak şeklinde bir öngörüleri bulunmadığını söyledi.
ABD'deki krizin detaylarına bakıldığında, ciddi bir regülasyon zafiyetinin olduğunun görüleceğini ifade eden Erbil, Türkiye'de böyle bir zafiyet bulunmadığını kaydetti.
Erbil, nisan ayı itibariyle bireysel ve proje bazlı kredilendirmelerde yüzde 30 civarındaki bir düşüş olduğunu da aktardı.
Yorum:
İyi bir düşünce ancak mortgage sistemine yabancı olan Türkiye için biraz erken. Çünkü önce mortgage sistemini oturtmak ve bunu insanlara benimsetmek gerekiyor. Türk halkı ekonomik dalgalanma nedeniyle uzun vadeli borçlanmaya pek sıcak bakmıyor. Ayrıca şu an Dünya’da yaşanan mortgage krizinden dolayı insanların talep göstereceğini düşünmüyorum. Tabi ki Garanti’nin yaptığı Çağrı Merkezi, Türk halkını bilinçlendirmek adına iyi bir proje.
Referans:
http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=7216&cDate=
Esin Ergür
107604230
Garanti Çağrı Merkezi bünyesinde kurulan ekibe, 444 EVİM (444 38 46) tuşlanarak ulaşılabilecek
İSTANBUL - Garanti Bankası, Türkiye'nin ilk ve tek mortgage (tutsat) çağrı merkezini kurdu.
Garanti Mortgage Çağrı Merkezi, Garanti Mortgage Genel Müdürü Cemal Onaran ve Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ali Fuat Erbil'in katıldığı bir toplantıyla tanıtıldı.
Avrupa Kalite Yönetimi Vakfından "mükemmeliyete adanmışlık" ödülünü kazanan Garanti Çağrı Merkezi bünyesinde kurulan ekibe, 444 EVİM (444 38 46) tuşlanarak ulaşılabilecek.
29 kişilik ekiple haftanın 7 günü 24 saat hizmet verecek olan 444 EVİM'i arayan tüketiciler, özel eğitimli ve sertifikalı uzmanlardan tutsat konusunda bilgi alabilecek, farklı ürünlerin karşılaştırmasını isteyebilecek, kredi başvurusu yapabilecek.
Garanti Mortgage Genel Müdürü Cemal Onaran, sektöre ilişkin değerlendirmelerde de bulunduğu sunumunda, 5 yıl içinde 100 milyar YTL'lik büyüklüğü ulaşması beklenen sektörün, milli gelirdeki payının da yüzde 10'a yaklaşacağını öngördüklerini söyledi.
Mortgage Çağrı Merkezi ile Türkiye'de ilk defa tutsat konusunda telefonla, danışma, karşılaştırma, başvurma ve sonuç alma imkanı yaratılacağını anlatan Onaran, "2008'de 80 bin adet çağrı, 2 bin adet kullandırım hedefliyoruz. 2009 hedefimiz 4 bin adet, 2010 hedefimiz 5 bin adet kullandırım" diye konuştu.
Garanti Mortgage Genel Müdürü Cemal Onaran, "Sektörün yüzde 30-35 büyüyerek, yılı 40-41 milyar YTL seviyelerinde kapatacağını düşünüyoruz" dedi.
"Türkiye'de kredi verirken, ince eleyip sık dokuyoruz"
Toplantıda gazetecilerin sektöre ilişkin sorularını da yanıtlayan Onaran, yabancılara mülk satışına ilişkin bir soru üzerine, Kuşadası, Marmaris, Bodrum gibi yerlerde yabancılara yönelik ciddi projeler yapıldığını kaydetti.
Şu anda yabancılara yönelik satışın durduğunu, bunun önünün açılması gerektiğini aktaran Onaran, bu sorunun kısa sürede çözüleceğini düşündüğünü, Türkiye'de bu konuda büyük bir potansiyel bulunduğunu dile getirdi.
Onaran, ABD'deki subprime krizinin Türkiye'yi nasıl etkileyeceğinin sorusuna da, ABD'deki finans kuruluşlarının müşteri kredibilitesini ölçmeden kredi verdiklerini kaydederek, "Biz, Türkiye'de çok ince eleyip, sık dokuyoruz. Ciddi bir kredi süzgecinden geçiriyoruz. Şu anda Türkiye'de böyle bir subprime krizinden söz etmemiz mümkün değil" yanıtını verdi.
Kredi kullandırımına ilişkin bir soru üzerine de Onaran, 2008 yılını ilginç bir yıl olarak nitelendirdi.
Kış aylarının kredi kullandırımının az olduğu dönemler olduğunu ifade eden Onaran, şöyle devam etti:
"Bu yıl ilginç bir üç ay yaşadık. 31 milyar YTL seviyelerinden başladık, Mart sonunu 34 milyar YTL ile kapattık. Neredeyse 4 milyar YTL'ye yakın kredi kullandırılmış durumda. Ama 10-15 gündür hafif çaplı bir durgunluk var. Sektörün yüzde 30-35 büyüyerek, yılı 40-41 milyar YTL seviyelerinde kapatacağını düşünüyoruz."
"Regülasyon zafiyeti yok"
Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Ali Fuat Erbil de eve olan talepte son bir aydır azalma olduğunu gözlendiğini, ancak kısa vadede inanılmaz derecede fiyatlar artacak şeklinde bir öngörüleri bulunmadığını söyledi.
ABD'deki krizin detaylarına bakıldığında, ciddi bir regülasyon zafiyetinin olduğunun görüleceğini ifade eden Erbil, Türkiye'de böyle bir zafiyet bulunmadığını kaydetti.
Erbil, nisan ayı itibariyle bireysel ve proje bazlı kredilendirmelerde yüzde 30 civarındaki bir düşüş olduğunu da aktardı.
Yorum:
İyi bir düşünce ancak mortgage sistemine yabancı olan Türkiye için biraz erken. Çünkü önce mortgage sistemini oturtmak ve bunu insanlara benimsetmek gerekiyor. Türk halkı ekonomik dalgalanma nedeniyle uzun vadeli borçlanmaya pek sıcak bakmıyor. Ayrıca şu an Dünya’da yaşanan mortgage krizinden dolayı insanların talep göstereceğini düşünmüyorum. Tabi ki Garanti’nin yaptığı Çağrı Merkezi, Türk halkını bilinçlendirmek adına iyi bir proje.
Referans:
http://www.dunyagazetesi.com.tr/haber.asp?id=7216&cDate=
Sunday, April 20, 2008
Summary:Is This a Golden Era for Marketing Productivity?
Published: May 5, 2003
Author: James Heskett
Kerem Sertbel
107604231
Work on several fronts suggests that we should be experiencing a resurgence of productivity in marketing, measured in terms of less waste in advertising, more clearly focused sales effort, and fewer product, service, and brand failures. However, it also raises interesting questions.
The 80/20 rule describes many phenomena faced by management. That is, for example, roughly 20 percent of employees experience 80 percent of accidents on the job. And roughly 20 percent of customers provide 80 percent of sales. Focused strategies can be based on this kind of information. Recently, managers in many businesses are concluding that the proportion of a firm's customers that account for nearly all of its profits may not exceed 10 percent when one takes into account the significant impact of so-called "apostle/owners" on a business. These are customers who are loyal, "viral" in the sense that they tell many others of their satisfaction, and influential enough to change others' buying patterns.
They are also customers who identify so closely with a product, service, or company that they provide valuable advice concerning product improvements and even new product ideas. The identification and "employment" of a relatively small number of these customers on behalf of a product or service can greatly improve both the efficiency and effectiveness of a marketing strategy. And it is made increasingly viable by Internet-based services.
Similarly, the search for more effective ways of developing and positioning brands, directing marketing messages, and improving products and services may be leading away from vast surveys or focus group inquiries of consumers' conscious reactions. Instead, they may increasingly be replaced with interviews of small numbers of individuals whose unconscious thoughts and reactions, often unknown even to them, are "unlocked" through concepts based on neuroscience and psychology.
That is one conclusion that can be drawn from Professor Gerald Zaltman's thought-provoking new book, How Customers Think. Why not mine ideas in the subconscious, what Zaltman calls the "mind/brain," where 95 percent of our thinking takes place? Zaltman maintains that with relatively small numbers of in-depth individual interviews employing carefully-designed questions posed to customers representative of selected market segments, insights can be gained to increase the probability of success in building brands and positioning products and services. The process is effective in terms of both results and costs.
All of this suggests that what we experience as consumers may be influenced by fewer and fewer "voices" from the market. The promise is that we will like what we experience, because it will involve such things as fewer irrelevant messages, better availability of products and services, and product performance geared to our real needs.
Comment:
As known from many years,the 80/20 rule had always wondered the managers.The rule is explained in the article and should the managers obey that rule(construct strategies based on this) or treat it like a tale?
However there is a group of customers that they definitely strict to the brand and become an "objective employees" of the brand so that almost every marketing strategy and many production decisions are based on them.This situation is so strong that can not be ignored.However,the point is that these people do not act by theirselves.They do it by their subconscious.Meaning that all the direct marketing techniques are not that strong.The key to a successfull marketing accomplishment lies in the deeper corners of brains.
As a result,people have gained immunity to the usual marketing bombards.From now on,innovative and unexpected techniques will be on the leading role.From now on,the physcology and sociology are the keys to reach out the consumers.
Author: James Heskett
Kerem Sertbel
107604231
Work on several fronts suggests that we should be experiencing a resurgence of productivity in marketing, measured in terms of less waste in advertising, more clearly focused sales effort, and fewer product, service, and brand failures. However, it also raises interesting questions.
The 80/20 rule describes many phenomena faced by management. That is, for example, roughly 20 percent of employees experience 80 percent of accidents on the job. And roughly 20 percent of customers provide 80 percent of sales. Focused strategies can be based on this kind of information. Recently, managers in many businesses are concluding that the proportion of a firm's customers that account for nearly all of its profits may not exceed 10 percent when one takes into account the significant impact of so-called "apostle/owners" on a business. These are customers who are loyal, "viral" in the sense that they tell many others of their satisfaction, and influential enough to change others' buying patterns.
They are also customers who identify so closely with a product, service, or company that they provide valuable advice concerning product improvements and even new product ideas. The identification and "employment" of a relatively small number of these customers on behalf of a product or service can greatly improve both the efficiency and effectiveness of a marketing strategy. And it is made increasingly viable by Internet-based services.
Similarly, the search for more effective ways of developing and positioning brands, directing marketing messages, and improving products and services may be leading away from vast surveys or focus group inquiries of consumers' conscious reactions. Instead, they may increasingly be replaced with interviews of small numbers of individuals whose unconscious thoughts and reactions, often unknown even to them, are "unlocked" through concepts based on neuroscience and psychology.
That is one conclusion that can be drawn from Professor Gerald Zaltman's thought-provoking new book, How Customers Think. Why not mine ideas in the subconscious, what Zaltman calls the "mind/brain," where 95 percent of our thinking takes place? Zaltman maintains that with relatively small numbers of in-depth individual interviews employing carefully-designed questions posed to customers representative of selected market segments, insights can be gained to increase the probability of success in building brands and positioning products and services. The process is effective in terms of both results and costs.
All of this suggests that what we experience as consumers may be influenced by fewer and fewer "voices" from the market. The promise is that we will like what we experience, because it will involve such things as fewer irrelevant messages, better availability of products and services, and product performance geared to our real needs.
Comment:
As known from many years,the 80/20 rule had always wondered the managers.The rule is explained in the article and should the managers obey that rule(construct strategies based on this) or treat it like a tale?
However there is a group of customers that they definitely strict to the brand and become an "objective employees" of the brand so that almost every marketing strategy and many production decisions are based on them.This situation is so strong that can not be ignored.However,the point is that these people do not act by theirselves.They do it by their subconscious.Meaning that all the direct marketing techniques are not that strong.The key to a successfull marketing accomplishment lies in the deeper corners of brains.
As a result,people have gained immunity to the usual marketing bombards.From now on,innovative and unexpected techniques will be on the leading role.From now on,the physcology and sociology are the keys to reach out the consumers.
Summary:What Customers Want from Your Products
Published: January 16, 2006
Authors: Clayton M. Christensen, Scott Cook, and Taddy Hall
Kerem Sertbel
107604231
With few exceptions, every job people need or want to do has a social, a functional, and an emotional dimension. If marketers understand each of these dimensions, then they can design a product that's precisely targeted to the job. In other words, the job, not the customer, is the fundamental unit of analysis for a marketer who hopes to develop products that customers will buy.
To see why, consider one fast-food restaurant's effort to improve sales of its milk shakes. (In this example, both the company and the product have been disguised.) Its marketers first defined the market segment by product—milk shakes—and then segmented it further by profiling the demographic and personality characteristics of those customers who frequently bought milk shakes. Next, they invited people who fit this profile to evaluate whether making the shakes thicker, more chocolaty, cheaper, or chunkier would satisfy them better. The panelists gave clear feedback, but the consequent improvements to the product had no impact on sales.
A new researcher then spent a long day in a restaurant seeking to understand the jobs that customers were trying to get done when they hired a milk shake. He chronicled when each milk shake was bought, what other products the customers purchased, whether these consumers were alone or with a group, whether they consumed the shake on the premises or drove off with it, and so on. He was surprised to find that 40 percent of all milk shakes were purchased in the early morning. Most often, these early-morning customers were alone; they did not buy anything else; and they consumed their shakes in their cars.
The researcher then returned to interview the morning customers as they left the restaurant, shake in hand, in an effort to understand what caused them to hire a milk shake. Most bought it to do a similar job: They faced a long, boring commute and needed something to make the drive more interesting. They weren't yet hungry but knew that they would be by 10 a.m.; they wanted to consume something now that would stave off hunger until noon. And they faced constraints: They were in a hurry, they were wearing work clothes, and they had (at most) one free hand.
The researcher inquired further: "Tell me about a time when you were in the same situation but you didn't buy a milk shake. What did you buy instead?" Sometimes, he learned, they bought a bagel. But bagels were too dry. Bagels with cream cheese or jam resulted in sticky fingers and gooey steering wheels. Sometimes these commuters bought a banana, but it didn't last long enough to solve the boring-commute problem. Doughnuts didn't carry people past the 10 a.m. hunger attack. The milk shake, it turned out, did the job better than any of these competitors. It took people twenty minutes to suck the viscous milk shake through the thin straw, addressing the boring-commute problem. They could consume it cleanly with one hand. By 10:00, they felt less hungry than when they tried the alternatives. It didn't matter much that it wasn't a healthy food, because becoming healthy wasn't essential to the job they were hiring the milk shake to do.
The researcher observed that at other times of the day parents often bought milk shakes, in addition to complete meals, for their children. What job were the parents trying to do? They were exhausted from repeatedly having to say "no" to their kids. They hired milk shakes as an innocuous way to placate their children and feel like loving parents. The researcher observed that the milk shakes didn't do this job very well, though. He saw parents waiting impatiently after they had finished their own meals while their children struggled to suck the thick shakes up through the thin straws.
Customers were hiring milk shakes for two very different jobs. But when marketers had originally asked individual customers who hired a milk shake for either or both jobs which of its attributes they should improve—and when these responses were averaged with those of other customers in the targeted demographic segment—it led to a one-size-fits-none product.
Once they understood the jobs the customers were trying to do, however, it became very clear which improvements to the milk shake would get those jobs done even better and which were irrelevant. How could they tackle the boring-commute job? Make the milk shake even thicker, so it would last longer. And swirl in tiny chunks of fruit, adding a dimension of unpredictability and anticipation to the monotonous morning routine. Just as important, the restaurant chain could deliver the product more effectively by moving the dispensing machine in front of the counter and selling customers a prepaid swipe card so they could dash in, "gas up," and go without getting stuck in the drive-through lane. Addressing the midday and evening job to be done would entail a very different product, of course.
By understanding the job and improving the product's social, functional, and emotional dimensions so that it did the job better, the company's milk shakes would gain share against the real competition—not just competing chains' milk shakes but bananas, boredom, and bagels. This would grow the category, which brings us to an important point: Job-defined markets are generally much larger than product category-defined markets. Marketers who are stuck in the mental trap that equates market size with product categories don't understand whom they are competing against from the customer's point of view.
Notice that knowing how to improve the product did not come from understanding the "typical" customer. It came from understanding the job. Need more evidence?
Pierre Omidyar did not design eBay for the "auction psychographic." He founded it to help people sell personal items. Google was designed for the job of finding information, not for a "search demographic." The unit of analysis in the work that led to Procter & Gamble's stunningly successful Swiffer was the job of cleaning floors, not a demographic or psychographic study of people who mop.
Why do so many marketers try to understand the consumer rather than the job? One reason may be purely historical: In some of the markets in which the tools of modern market research were formulated and tested, such as feminine hygiene or baby care, the job was so closely aligned with the customer demographic that if you understood the customer, you would also understand the job. This coincidence is rare, however. All too frequently, marketers' focus on the customer causes them to target phantom needs.
Comment:
People live.They work.They have needs.All they want is,no matter what their socio-economic level is, to improve their lives.This desire may not need a lottery or a huge inheritance.All the littlest things around us may work quite well.A marketer should be wondering about different perspectives:Not what people want? What will be this product used for?
A products main purpose is to fulfill a need.It can be anything and had been never analyzed before.A marketer must determine the needs very well.Then focus on the need and to define how to fulfill it.All the senses of the marketer should be opened.There can be many unfulfilled needs waiting to be discovered.
Authors: Clayton M. Christensen, Scott Cook, and Taddy Hall
Kerem Sertbel
107604231
With few exceptions, every job people need or want to do has a social, a functional, and an emotional dimension. If marketers understand each of these dimensions, then they can design a product that's precisely targeted to the job. In other words, the job, not the customer, is the fundamental unit of analysis for a marketer who hopes to develop products that customers will buy.
To see why, consider one fast-food restaurant's effort to improve sales of its milk shakes. (In this example, both the company and the product have been disguised.) Its marketers first defined the market segment by product—milk shakes—and then segmented it further by profiling the demographic and personality characteristics of those customers who frequently bought milk shakes. Next, they invited people who fit this profile to evaluate whether making the shakes thicker, more chocolaty, cheaper, or chunkier would satisfy them better. The panelists gave clear feedback, but the consequent improvements to the product had no impact on sales.
A new researcher then spent a long day in a restaurant seeking to understand the jobs that customers were trying to get done when they hired a milk shake. He chronicled when each milk shake was bought, what other products the customers purchased, whether these consumers were alone or with a group, whether they consumed the shake on the premises or drove off with it, and so on. He was surprised to find that 40 percent of all milk shakes were purchased in the early morning. Most often, these early-morning customers were alone; they did not buy anything else; and they consumed their shakes in their cars.
The researcher then returned to interview the morning customers as they left the restaurant, shake in hand, in an effort to understand what caused them to hire a milk shake. Most bought it to do a similar job: They faced a long, boring commute and needed something to make the drive more interesting. They weren't yet hungry but knew that they would be by 10 a.m.; they wanted to consume something now that would stave off hunger until noon. And they faced constraints: They were in a hurry, they were wearing work clothes, and they had (at most) one free hand.
The researcher inquired further: "Tell me about a time when you were in the same situation but you didn't buy a milk shake. What did you buy instead?" Sometimes, he learned, they bought a bagel. But bagels were too dry. Bagels with cream cheese or jam resulted in sticky fingers and gooey steering wheels. Sometimes these commuters bought a banana, but it didn't last long enough to solve the boring-commute problem. Doughnuts didn't carry people past the 10 a.m. hunger attack. The milk shake, it turned out, did the job better than any of these competitors. It took people twenty minutes to suck the viscous milk shake through the thin straw, addressing the boring-commute problem. They could consume it cleanly with one hand. By 10:00, they felt less hungry than when they tried the alternatives. It didn't matter much that it wasn't a healthy food, because becoming healthy wasn't essential to the job they were hiring the milk shake to do.
The researcher observed that at other times of the day parents often bought milk shakes, in addition to complete meals, for their children. What job were the parents trying to do? They were exhausted from repeatedly having to say "no" to their kids. They hired milk shakes as an innocuous way to placate their children and feel like loving parents. The researcher observed that the milk shakes didn't do this job very well, though. He saw parents waiting impatiently after they had finished their own meals while their children struggled to suck the thick shakes up through the thin straws.
Customers were hiring milk shakes for two very different jobs. But when marketers had originally asked individual customers who hired a milk shake for either or both jobs which of its attributes they should improve—and when these responses were averaged with those of other customers in the targeted demographic segment—it led to a one-size-fits-none product.
Once they understood the jobs the customers were trying to do, however, it became very clear which improvements to the milk shake would get those jobs done even better and which were irrelevant. How could they tackle the boring-commute job? Make the milk shake even thicker, so it would last longer. And swirl in tiny chunks of fruit, adding a dimension of unpredictability and anticipation to the monotonous morning routine. Just as important, the restaurant chain could deliver the product more effectively by moving the dispensing machine in front of the counter and selling customers a prepaid swipe card so they could dash in, "gas up," and go without getting stuck in the drive-through lane. Addressing the midday and evening job to be done would entail a very different product, of course.
By understanding the job and improving the product's social, functional, and emotional dimensions so that it did the job better, the company's milk shakes would gain share against the real competition—not just competing chains' milk shakes but bananas, boredom, and bagels. This would grow the category, which brings us to an important point: Job-defined markets are generally much larger than product category-defined markets. Marketers who are stuck in the mental trap that equates market size with product categories don't understand whom they are competing against from the customer's point of view.
Notice that knowing how to improve the product did not come from understanding the "typical" customer. It came from understanding the job. Need more evidence?
Pierre Omidyar did not design eBay for the "auction psychographic." He founded it to help people sell personal items. Google was designed for the job of finding information, not for a "search demographic." The unit of analysis in the work that led to Procter & Gamble's stunningly successful Swiffer was the job of cleaning floors, not a demographic or psychographic study of people who mop.
Why do so many marketers try to understand the consumer rather than the job? One reason may be purely historical: In some of the markets in which the tools of modern market research were formulated and tested, such as feminine hygiene or baby care, the job was so closely aligned with the customer demographic that if you understood the customer, you would also understand the job. This coincidence is rare, however. All too frequently, marketers' focus on the customer causes them to target phantom needs.
Comment:
People live.They work.They have needs.All they want is,no matter what their socio-economic level is, to improve their lives.This desire may not need a lottery or a huge inheritance.All the littlest things around us may work quite well.A marketer should be wondering about different perspectives:Not what people want? What will be this product used for?
A products main purpose is to fulfill a need.It can be anything and had been never analyzed before.A marketer must determine the needs very well.Then focus on the need and to define how to fulfill it.All the senses of the marketer should be opened.There can be many unfulfilled needs waiting to be discovered.
En beğenilen şirket ‘Turkcell’
Kerem Sertbel
107604231
Capital'in 'En beğenilen şirketler' yarışmasında ödüller önceki gece bir törenle verildi.Capital dergisinin gerçekleştirdiği 'Türkiye'nin En Beğenilen Şirketleri 2007' araştırmasında ilk 20'ye girenler ödüllerini aldı. Listenin ilk üç sırasında Turkcell, Koç Holding ve Arçelik yer aldı.Capital dergisi tarafından yapılan 'Türkiye'nin En Beğenilen Şirketleri 2007' araştırmasıyla belirlenen
şirketlere, ödülleri önceki akşam düzenlenen törenle verildi. Araştırma bin 350 üst ve orta düzey yöneticinin Türk iş dünyasındaki şirketleri ve kendi sektörlerindeki rakipleri hakkındaki görüşleri değerlendirilerek gerçekleştirildi. Araştırmaya göre Türkiye'nin en beğenilen ilk 20 şirketi sırasıyla şöyle: "Turkcell, Koç Holding, Arçelik, Vestel, Garanti Bankası, Sabancı Holding, Eczacıbaşı Holding,Coca Cola / Ülker (Coca-Cola ve Ülker 8. sırayı paylaşıyor), Procter&Gamble, Unilever, Doğuş Holding,Microsoft, Zorlu Holding, Akbank, Toyota, Borusan Holding, İş Bankası, Efes Pilsen / BSH (18. sırayı paylaşıyorlar), Pfizer, Siemens/ Vodafone (20'nci sırayı paylaşıyor).
Kaynak: Radikal
Yorum:
Başarılı bir şirket yönetiminin başarılı bir şekilde tanıtılmasının sonucu.Turkcell sektörde ilk olmanın avantajı ile liderlik koltuğuna oturmasının sorumluluğunu yıllardır yerine getiriyor.Asla rehavete kapılmadan çok iyi çalışmalar yürütüyor.Son birkaç yılda gördüğümüz "selocanlar" reklam filmleri ile hem kendilerini çok iyi anlatıyorlar hem de bunu çok sempatik bir şekilde yapıyorlar.Bunun sonucu olarak da Turkcell en iyisi olmasa bile en sevilen pozisyonuna konumlanıyor.
107604231
Capital'in 'En beğenilen şirketler' yarışmasında ödüller önceki gece bir törenle verildi.Capital dergisinin gerçekleştirdiği 'Türkiye'nin En Beğenilen Şirketleri 2007' araştırmasında ilk 20'ye girenler ödüllerini aldı. Listenin ilk üç sırasında Turkcell, Koç Holding ve Arçelik yer aldı.Capital dergisi tarafından yapılan 'Türkiye'nin En Beğenilen Şirketleri 2007' araştırmasıyla belirlenen
şirketlere, ödülleri önceki akşam düzenlenen törenle verildi. Araştırma bin 350 üst ve orta düzey yöneticinin Türk iş dünyasındaki şirketleri ve kendi sektörlerindeki rakipleri hakkındaki görüşleri değerlendirilerek gerçekleştirildi. Araştırmaya göre Türkiye'nin en beğenilen ilk 20 şirketi sırasıyla şöyle: "Turkcell, Koç Holding, Arçelik, Vestel, Garanti Bankası, Sabancı Holding, Eczacıbaşı Holding,Coca Cola / Ülker (Coca-Cola ve Ülker 8. sırayı paylaşıyor), Procter&Gamble, Unilever, Doğuş Holding,Microsoft, Zorlu Holding, Akbank, Toyota, Borusan Holding, İş Bankası, Efes Pilsen / BSH (18. sırayı paylaşıyorlar), Pfizer, Siemens/ Vodafone (20'nci sırayı paylaşıyor).
Kaynak: Radikal
Yorum:
Başarılı bir şirket yönetiminin başarılı bir şekilde tanıtılmasının sonucu.Turkcell sektörde ilk olmanın avantajı ile liderlik koltuğuna oturmasının sorumluluğunu yıllardır yerine getiriyor.Asla rehavete kapılmadan çok iyi çalışmalar yürütüyor.Son birkaç yılda gördüğümüz "selocanlar" reklam filmleri ile hem kendilerini çok iyi anlatıyorlar hem de bunu çok sempatik bir şekilde yapıyorlar.Bunun sonucu olarak da Turkcell en iyisi olmasa bile en sevilen pozisyonuna konumlanıyor.
Müslüm Gürses bu kez Vestel reklamında
Kerem Sertbel
107604231
Vestel’in “Doktor V ve Hemşire V”li reklam kampanyası başladı. Her filmde sürpriz bir ünlüyle beraber izleyici karşısına çıkacak olan Doktor V ve Hemşire V’nin ilk konuğu ise gençlerin son dönemde ki gözdesi ünlü sanatçı Müslüm Gürses oldu.
Vestel’in yeni reklam filmi serisi, televizyonlarının görüntüsünden memnun olmayanlara kesin çözüm sunan Doktor V ve Hemşire V’nin maceraları üzerine kurgulanıyor. Filmde Vestel’in Pixellence özellikli TV’lerinin üstün görüntü özellikleri ve görüntü kalitesi vurgulanıyor.
M.A.R.K.A. Reklam Ajansı’ndan Ali Hikmet Yavuz, Yakup Ayan, Doğan Mirdoğan, Engin Tezcan, Utku Utgan ve Devrim Erdoğan’dan oluşan yaratıcı ekip tarafından hazırlanan filmin yönetmenliğini, Fransız yönetmen Henri Barges yaptı.
Yorum:
Müslüm Gürses'in kullanıldığı Akbank'ın reklam filminin çok büyük ilgi görmesi üzerine böyle bir reklam projesine girildiğini düşünüyorum.Elbette komik olabilir ancak başka bir karakter kullanılmalıydı bence.Ayrıca reklam filminde ürünün kendisinden ziyade mizaha öncelik verilmesi beni biraz şaşırttı.Her zaman sıradışı projeler yaratan bir ajanstan çıkması süpriz değil ancak üzerinde biraz daha çalışılmalıydı.
107604231
Vestel’in “Doktor V ve Hemşire V”li reklam kampanyası başladı. Her filmde sürpriz bir ünlüyle beraber izleyici karşısına çıkacak olan Doktor V ve Hemşire V’nin ilk konuğu ise gençlerin son dönemde ki gözdesi ünlü sanatçı Müslüm Gürses oldu.
Vestel’in yeni reklam filmi serisi, televizyonlarının görüntüsünden memnun olmayanlara kesin çözüm sunan Doktor V ve Hemşire V’nin maceraları üzerine kurgulanıyor. Filmde Vestel’in Pixellence özellikli TV’lerinin üstün görüntü özellikleri ve görüntü kalitesi vurgulanıyor.
M.A.R.K.A. Reklam Ajansı’ndan Ali Hikmet Yavuz, Yakup Ayan, Doğan Mirdoğan, Engin Tezcan, Utku Utgan ve Devrim Erdoğan’dan oluşan yaratıcı ekip tarafından hazırlanan filmin yönetmenliğini, Fransız yönetmen Henri Barges yaptı.
Yorum:
Müslüm Gürses'in kullanıldığı Akbank'ın reklam filminin çok büyük ilgi görmesi üzerine böyle bir reklam projesine girildiğini düşünüyorum.Elbette komik olabilir ancak başka bir karakter kullanılmalıydı bence.Ayrıca reklam filminde ürünün kendisinden ziyade mizaha öncelik verilmesi beni biraz şaşırttı.Her zaman sıradışı projeler yaratan bir ajanstan çıkması süpriz değil ancak üzerinde biraz daha çalışılmalıydı.
Çarşı 'Boyner' oldu, üç yılda 11 milyon yeni müşteri geldi
Kerem Sertbel
107604231
Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Aslı Karadeniz, 'Çarşı' markasını terketmelerinin ciro artışında etkili olduğunu belirterek, 'Daha kıymetli bir marka olarak algılanmaya başladık ve üç yılda müşteri sayısı 11 milyon arttı' dedi.
"Boyner" markası Boyner Holding'in perakende sektöründeki hızını artırdı. Yaklaşık üç yıl önce mağazalar zinciri "Çarşı"nın ismini "Boyner" olarak değiştiren Holding, ilk kârını açıkladığı 2006 yılından itibaren yola büyüyerek devam ediyor. 2007 yılında cirosunu yüzde 14 artırarak 340 milyon dolara çıkaran Boyner Büyük Mağazacılık, 2008 hedefini ise yüzde 20 büyüme olarak belirledi."Çarşı" ismini bıraktıktan sonra "daha kıymetli" bir marka olarak algılanmaya başladıklarını belirten Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Aslı Karadeniz, mağazaya giren müşteri sayısının üç yılda 11 milyon arttığını söyledi.Karadeniz, "Özellikle ev grubundaki alışverişlerde, müşteriler paketlerin üstündeki Çarşı isminden
hoşlanmıyordu. Boyner'in adı, marka değeri olarak tüketicinin daha çok hoşuna gitti. Bunun yanında genç giyim ve spor reyonları geliştirilerek genç müşteri sayısı da artırıldı. 3 yılda ziyaretçi sayımız 20 milyondan 31 milyona çıktı. Her 100 ziyaretçinin 22'si alışveriş yaptı" diye konuştu. Türkiye ile ilgili daha büyük hedefleri olduğunu belirten Karadeniz, bu nedenle 2010 yılına kadar yurtdışı yerine
içeride büyümeye odaklanacaklarını söyledi.
Öncelik liderliği korumak
Geçen yıl ciroda yaşanan yüzde 14'lük büyümeyi , bu yıl yüzde 20'e çıkarmayı hedeflediklerini belirten Karadeniz, "Geçen yıl açtığımız birçok mağaza hep son çeyreğe denk geldi. Dolayısıyla bu mağazaların ciroya asıl katkısı bu yıl yaşanacak" dedi. Üç yıl önce Moskova'da bir alışveriş merkezinde açtığı ilk yurtdışı mağazasını "kötü lokasyon" gerekçesiyle kapattıktan sonra farklı yer arayışlarına giren Boyner, bu projeyi de rafa kaldırdı. Boyner, 2010 yılına kadar yurtdışı yerine Türkiye'de büyümeye odaklandı."Dubai başta olmak üzere halen çok sayıda ülkeden teklif geliyor ama 2008 için yurtdışı planımız yok. Rusya'da da artık lokasyon aramıyoruz" diyen Karadeniz, yurtdışında çıkabilecek kârlı yerlere bayilik
kanalı ile gidebileceklerini belirtti. Karadeniz, "Ama şimdilik kendi özkaynaklarımızı tamamen Türkiye'de uygulamak istiyoruz. Türkiye'de lider konumumuzu korumak, birinci önceliğimiz. Halen birçok yabancı yatırımcının da geldiği Türkiye'de rekabette tutunmak daha önemli" diye konuştu.
Her yere bölünerek ulaşacak
Boyner'in her geçen gün sayıları çoğalan alışveriş merkezlerinde yer almak için de bölünme stratejisi uygulayacağını açıklayan Karadeniz, "Büyük metrekare imkanı sunmayan alışveriş merkezlerinde tek kategoride uzmanlaşmış mağazalar ile büyüme stratejisi uyguluyoruz. Bu doğrultuda bazı alışveriş merkezlerinde Boyner Evde, Boyner Sport ve Boyner Beaute olarak hizmet vereceğiz" dedi. Karadeniz, Türkiye'de halen 27 Boyner Büyük Mağaza, 9 Boyner Outlet, 6 Boyner Beaute ve 1 Boyner Evde olmak üzere toplam 43 mağazaları olduğunu, bu yıl ise 2 Boyner, 3 Boyner Evde, 3 Boyner Sport, 1 Boyner Beuate ve 2 Boyner Outlet olmak üzere 11 mağaza daha açacaklarını söyledi.
Krizin gelişi, faiz ve istihdamdan belli olur
Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Aslı Karadeniz, perakende sektöründe son aylarda iyice yükselen "durgunluk" şikayetinin korkutucu boyutlarda olmadığını, Boyner olarak da satışlarda herhangi bir problem yaşamadıklarını söyledi. Tüketimde durgunluk için en önemli iki göstergenin faiz ve istihdam rakamları olduğunu vurgulayan Karadeniz, şunları söyledi: "Faiz artışları, tüketimden tasarrufa
dönüşüme neden olur. Diğer yandan sektörlerde ciddi iş kaybı yaşanması da tüketimden çekilme anlamına gelir. Oysa Türkiye'de bu iki veride ciddi bir sorun yok. Dolayısıyla tüketimden geri çekilmeyi gerektiren nedenler de ortada yok."
Kaynak: Referans Gazetesi
Yorum:
Çarşı'nın isim olarak tüketici zihninde düşük bir profil çizdiği kesinlikle su götürmez bir gerçek.İnsanların mahalle arası dükkanlara giderken "Çarşıya gidiyorum" diye konuştukları bir ülkede büyük oynamaya çalışan bir holdingin isim değiştirmesi çok garip olmasa gerek.Ayrıca uluslararası yazışmalarda Türkçe karakterler içeren "Çarşı" nın sorun yarattığı da bazı yöneticiler tarafından zamanında dile getirilmişti.Bu değişimin meyvelerini holding toplamaya başladı sonunda.Bunun daha da devam edeceği kanısındayım.Şirketin Türkiye odaklı çalışması yabancı yatırımcıların ülkemize yoğun ilgisinden dolayı rekabetin üst düzeylere tırmanmasından.Kendi evinde başarısız olan hiç bir yerde başarılı olamaz.En son olarak Boyner'in segmentasyon stratejisinin başarılı olacağını düşünüyorum.İnsanlar artık ihtiyaçları doğrultusunda ilerliyor.Artık herşeyi yapan değil birşeyi çok iyi yapanların zamanı.
107604231
Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Aslı Karadeniz, 'Çarşı' markasını terketmelerinin ciro artışında etkili olduğunu belirterek, 'Daha kıymetli bir marka olarak algılanmaya başladık ve üç yılda müşteri sayısı 11 milyon arttı' dedi.
"Boyner" markası Boyner Holding'in perakende sektöründeki hızını artırdı. Yaklaşık üç yıl önce mağazalar zinciri "Çarşı"nın ismini "Boyner" olarak değiştiren Holding, ilk kârını açıkladığı 2006 yılından itibaren yola büyüyerek devam ediyor. 2007 yılında cirosunu yüzde 14 artırarak 340 milyon dolara çıkaran Boyner Büyük Mağazacılık, 2008 hedefini ise yüzde 20 büyüme olarak belirledi."Çarşı" ismini bıraktıktan sonra "daha kıymetli" bir marka olarak algılanmaya başladıklarını belirten Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Aslı Karadeniz, mağazaya giren müşteri sayısının üç yılda 11 milyon arttığını söyledi.Karadeniz, "Özellikle ev grubundaki alışverişlerde, müşteriler paketlerin üstündeki Çarşı isminden
hoşlanmıyordu. Boyner'in adı, marka değeri olarak tüketicinin daha çok hoşuna gitti. Bunun yanında genç giyim ve spor reyonları geliştirilerek genç müşteri sayısı da artırıldı. 3 yılda ziyaretçi sayımız 20 milyondan 31 milyona çıktı. Her 100 ziyaretçinin 22'si alışveriş yaptı" diye konuştu. Türkiye ile ilgili daha büyük hedefleri olduğunu belirten Karadeniz, bu nedenle 2010 yılına kadar yurtdışı yerine
içeride büyümeye odaklanacaklarını söyledi.
Öncelik liderliği korumak
Geçen yıl ciroda yaşanan yüzde 14'lük büyümeyi , bu yıl yüzde 20'e çıkarmayı hedeflediklerini belirten Karadeniz, "Geçen yıl açtığımız birçok mağaza hep son çeyreğe denk geldi. Dolayısıyla bu mağazaların ciroya asıl katkısı bu yıl yaşanacak" dedi. Üç yıl önce Moskova'da bir alışveriş merkezinde açtığı ilk yurtdışı mağazasını "kötü lokasyon" gerekçesiyle kapattıktan sonra farklı yer arayışlarına giren Boyner, bu projeyi de rafa kaldırdı. Boyner, 2010 yılına kadar yurtdışı yerine Türkiye'de büyümeye odaklandı."Dubai başta olmak üzere halen çok sayıda ülkeden teklif geliyor ama 2008 için yurtdışı planımız yok. Rusya'da da artık lokasyon aramıyoruz" diyen Karadeniz, yurtdışında çıkabilecek kârlı yerlere bayilik
kanalı ile gidebileceklerini belirtti. Karadeniz, "Ama şimdilik kendi özkaynaklarımızı tamamen Türkiye'de uygulamak istiyoruz. Türkiye'de lider konumumuzu korumak, birinci önceliğimiz. Halen birçok yabancı yatırımcının da geldiği Türkiye'de rekabette tutunmak daha önemli" diye konuştu.
Her yere bölünerek ulaşacak
Boyner'in her geçen gün sayıları çoğalan alışveriş merkezlerinde yer almak için de bölünme stratejisi uygulayacağını açıklayan Karadeniz, "Büyük metrekare imkanı sunmayan alışveriş merkezlerinde tek kategoride uzmanlaşmış mağazalar ile büyüme stratejisi uyguluyoruz. Bu doğrultuda bazı alışveriş merkezlerinde Boyner Evde, Boyner Sport ve Boyner Beaute olarak hizmet vereceğiz" dedi. Karadeniz, Türkiye'de halen 27 Boyner Büyük Mağaza, 9 Boyner Outlet, 6 Boyner Beaute ve 1 Boyner Evde olmak üzere toplam 43 mağazaları olduğunu, bu yıl ise 2 Boyner, 3 Boyner Evde, 3 Boyner Sport, 1 Boyner Beuate ve 2 Boyner Outlet olmak üzere 11 mağaza daha açacaklarını söyledi.
Krizin gelişi, faiz ve istihdamdan belli olur
Boyner Büyük Mağazacılık Genel Müdürü Aslı Karadeniz, perakende sektöründe son aylarda iyice yükselen "durgunluk" şikayetinin korkutucu boyutlarda olmadığını, Boyner olarak da satışlarda herhangi bir problem yaşamadıklarını söyledi. Tüketimde durgunluk için en önemli iki göstergenin faiz ve istihdam rakamları olduğunu vurgulayan Karadeniz, şunları söyledi: "Faiz artışları, tüketimden tasarrufa
dönüşüme neden olur. Diğer yandan sektörlerde ciddi iş kaybı yaşanması da tüketimden çekilme anlamına gelir. Oysa Türkiye'de bu iki veride ciddi bir sorun yok. Dolayısıyla tüketimden geri çekilmeyi gerektiren nedenler de ortada yok."
Kaynak: Referans Gazetesi
Yorum:
Çarşı'nın isim olarak tüketici zihninde düşük bir profil çizdiği kesinlikle su götürmez bir gerçek.İnsanların mahalle arası dükkanlara giderken "Çarşıya gidiyorum" diye konuştukları bir ülkede büyük oynamaya çalışan bir holdingin isim değiştirmesi çok garip olmasa gerek.Ayrıca uluslararası yazışmalarda Türkçe karakterler içeren "Çarşı" nın sorun yarattığı da bazı yöneticiler tarafından zamanında dile getirilmişti.Bu değişimin meyvelerini holding toplamaya başladı sonunda.Bunun daha da devam edeceği kanısındayım.Şirketin Türkiye odaklı çalışması yabancı yatırımcıların ülkemize yoğun ilgisinden dolayı rekabetin üst düzeylere tırmanmasından.Kendi evinde başarısız olan hiç bir yerde başarılı olamaz.En son olarak Boyner'in segmentasyon stratejisinin başarılı olacağını düşünüyorum.İnsanlar artık ihtiyaçları doğrultusunda ilerliyor.Artık herşeyi yapan değil birşeyi çok iyi yapanların zamanı.
Tuesday, April 15, 2008
Google ve Yahoo’dan işbirliği testi
10.04.2008
Arden Agopyan
107604003
Dünyanın önde gelen iki arama motoru Google ile Yahoo, reklam konusunda işbirliği yapacak. Test aşamasındaki bu işbirliği 2 hafta sürecek. Bu işbirliği ile Google, Yahoo'da yapılan aramaların yüzde 3'ünde reklamlarını gösterebilecek.
Dünyanın önde gelen yazılım şirketi Microsoft, Yahoo'yu almak için 44.6 milyar dolar önermişti. Ancak Yahoo, teklifi düşük bularak kabul etmemeişti. Uzmanlar, Yahoo ile Google'un bu işbirliğinin, Microsoft'u kızdırmak için olduğu yorumunda bulunuyor. Microsoft, Yahoo ile Google'un işbirliği yapmaya kesin olarak karar vermesinin tükecinin çıkarına olmayacağını söyledi. Microsoft'tan Brad Smith, "İşbirliği, online reklam pazarının yüzde 90 oranında Google'un eline geçmesini sağlar. Bu da pazarı daha az rekabetçi hale getirecek." şeklinde konuştu. Yahoo da işbirliğinin kesin olmadığını açıkladı.
Ancak işbirliğinin testi bile, Yahoo'nun borsadaki hisse senetlerini değerini yüzde 7 oranında arttırdı. Cowen and Co. adlı şirketin uzmanlarından Jim Friedland, "Yahoo, akıllı bir adım attı. Herşey, Microsoft'un elinde gibi duruyordu. AncakYahoo bu adımı ile Microsoft'tan daha fazla para alabilecek." yorumunda bulundu.
Microsoft CEO'su Steve Ballmer, geçtiğimiz Cumartesi yaptığı açıklamada, Yahoo'ya teklifi kabul etmesi içim 3 hafta süre tanımıştı. Ballmer, 3 hafta sonra tekliflerini düşürebileceklerini belirtmişti.
Yorum:
İşbirliği haberlerinin çıkmasıyla Yahoo'nun hisse fiyatlarındaki artış, işbirliğinin gerçekleşmesi halinde Yahoo'nun daha çok değerlenecek olmasının habercisi olarak yorumlanabilir.
Internet reklamcılığı konusunda Right Media Exchange haricinde aktif ve idaalı bir yapısı olmayan Yahoo, bu işbirliği sonunda Google'ın piyasadaki konumunun güçlenmesini de sağlayacağından, internet arenasında Google karşısında, Live servisleri ve Facebook gibi sosyal ağlara yaptığı yatırımlarla direnmeye çalışan rakip Microsoft'un söz konusu işbirliğinin gerçekleşmesinden önce teklifini yükseltmesini gerektirebilir.
Kaynak: MediaCat Online (http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?a=1&id=6205&page=1) & Zaman
Arden Agopyan
107604003
Dünyanın önde gelen iki arama motoru Google ile Yahoo, reklam konusunda işbirliği yapacak. Test aşamasındaki bu işbirliği 2 hafta sürecek. Bu işbirliği ile Google, Yahoo'da yapılan aramaların yüzde 3'ünde reklamlarını gösterebilecek.
Dünyanın önde gelen yazılım şirketi Microsoft, Yahoo'yu almak için 44.6 milyar dolar önermişti. Ancak Yahoo, teklifi düşük bularak kabul etmemeişti. Uzmanlar, Yahoo ile Google'un bu işbirliğinin, Microsoft'u kızdırmak için olduğu yorumunda bulunuyor. Microsoft, Yahoo ile Google'un işbirliği yapmaya kesin olarak karar vermesinin tükecinin çıkarına olmayacağını söyledi. Microsoft'tan Brad Smith, "İşbirliği, online reklam pazarının yüzde 90 oranında Google'un eline geçmesini sağlar. Bu da pazarı daha az rekabetçi hale getirecek." şeklinde konuştu. Yahoo da işbirliğinin kesin olmadığını açıkladı.
Ancak işbirliğinin testi bile, Yahoo'nun borsadaki hisse senetlerini değerini yüzde 7 oranında arttırdı. Cowen and Co. adlı şirketin uzmanlarından Jim Friedland, "Yahoo, akıllı bir adım attı. Herşey, Microsoft'un elinde gibi duruyordu. AncakYahoo bu adımı ile Microsoft'tan daha fazla para alabilecek." yorumunda bulundu.
Microsoft CEO'su Steve Ballmer, geçtiğimiz Cumartesi yaptığı açıklamada, Yahoo'ya teklifi kabul etmesi içim 3 hafta süre tanımıştı. Ballmer, 3 hafta sonra tekliflerini düşürebileceklerini belirtmişti.
Yorum:
İşbirliği haberlerinin çıkmasıyla Yahoo'nun hisse fiyatlarındaki artış, işbirliğinin gerçekleşmesi halinde Yahoo'nun daha çok değerlenecek olmasının habercisi olarak yorumlanabilir.
Internet reklamcılığı konusunda Right Media Exchange haricinde aktif ve idaalı bir yapısı olmayan Yahoo, bu işbirliği sonunda Google'ın piyasadaki konumunun güçlenmesini de sağlayacağından, internet arenasında Google karşısında, Live servisleri ve Facebook gibi sosyal ağlara yaptığı yatırımlarla direnmeye çalışan rakip Microsoft'un söz konusu işbirliğinin gerçekleşmesinden önce teklifini yükseltmesini gerektirebilir.
Kaynak: MediaCat Online (http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?a=1&id=6205&page=1) & Zaman
Sunday, April 13, 2008
İştcell ve Google işbirliği: İştePosta
İşTcell ve Google, KOBİ’lerin şirket isimleriyle web sitesi adresi ve tüm çalışanlarının şirket adı uzantılı e-posta sahibi olmaları için İştePosta servisini sunmaya başladı. Bu işbirliği, Google’ın dünyada bu hizmet kapsamında bir mobil operatörle yaptığı ilk işbirliği olma özelliğini taşıyor.
İş dünyasının Turkcell’i İşTcell, kurumsal müşterilerinin iş hayatlarını kolaylaştırmak ve zenginleştirmek, sunduğu iletişim çözümleri ile şirketlere güç katmak, rekabette avantaj sağlamak ve iş süreçlerinde etkinliklerini artırmak amacıyla küçük ve orta ölçekli işletmelere destek olmaya devam ediyor.
İşTcell ve Google işbirliğiyle sunulan İştePosta servisi sayesinde küçük ve orta ölçekli işletmeler; tek bir yerden ve ücretsiz olarak, kendi şirket isimlerinden oluşan bir web sitesi adresi ve çalışanları için şirket adı uzantılı e-posta sahibi olacak. Servisten 2008 yılı içerisinde yararlanacak tüm İşTcell’li işletmeler, aldıkları bir adet alan adını 2 yıl boyunca ücretsiz olarak kullanabilecek. Google
arama motorunda kullanılmak üzere 80 YTL’lik reklam kuponu ve bir ay boyunca cep telefonlarından e-postalarına 50 MB’lık erişim de ücretsiz sağlanacak. İşTcell’li işletmeler ayrıca internet üstünden anında yazılı veya sesli iletişim imkanı sağlayan Google Talk (GTalk), iş takibini sağlayacak Google Takvim, ofis uygulamalarının şirket içinde web üstünden kullanılmasına imkan veren Google Dokümanlar’ı içeren Google Apps uygulamalarından da faydalanabilecek.
Turkcell Kurumsal Müşteriler Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Emre Sayın konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Türkiye’de yaklaşık 2 milyon küçük ve orta ölçekli işletmenin sadece 400 binin internet sitesinin bulunduğuna dikkat çekerek, ücretsiz İştePosta hizmeti ile işletmelerin kurumsallaşma süreçlerine destek vermeyi hedeflediklerini söyledi. İşTcell’li işletmelere, internet alanında ihtiyaç duydukları çözüm ve hizmetlere tek bir noktadan, www.isteposta.com adresinden erişme olanağı sunduklarını belirten Sayın, bu işletmelerin teknolojiyi daha fazla kullanarak rekabet güçlerini artırmalarına da destek olduklarını” söyledi.
Google Türkiye Pazarlama Direktörü Mustafa İçil ise, Türk ekonomisinin önemli oyuncularından olan KOBİ'lere online dünyanın kapılarını açma ve internet ortamını etkin kullanma fırsatları sunan hizmetler geliştirmenin Google için öncelikli hedeflerinden biri olduğunu belirtti.
İşTcell’li işletmeler, İştePosta platformundan kısa bir süre içinde kolay web sitesi tasarımı, web sitelerini barındırma gibi temel internet hizmetlerini de alacak.
Nilay İŞERİ
107604233
http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?id=6208
İş dünyasının Turkcell’i İşTcell, kurumsal müşterilerinin iş hayatlarını kolaylaştırmak ve zenginleştirmek, sunduğu iletişim çözümleri ile şirketlere güç katmak, rekabette avantaj sağlamak ve iş süreçlerinde etkinliklerini artırmak amacıyla küçük ve orta ölçekli işletmelere destek olmaya devam ediyor.
İşTcell ve Google işbirliğiyle sunulan İştePosta servisi sayesinde küçük ve orta ölçekli işletmeler; tek bir yerden ve ücretsiz olarak, kendi şirket isimlerinden oluşan bir web sitesi adresi ve çalışanları için şirket adı uzantılı e-posta sahibi olacak. Servisten 2008 yılı içerisinde yararlanacak tüm İşTcell’li işletmeler, aldıkları bir adet alan adını 2 yıl boyunca ücretsiz olarak kullanabilecek. Google
arama motorunda kullanılmak üzere 80 YTL’lik reklam kuponu ve bir ay boyunca cep telefonlarından e-postalarına 50 MB’lık erişim de ücretsiz sağlanacak. İşTcell’li işletmeler ayrıca internet üstünden anında yazılı veya sesli iletişim imkanı sağlayan Google Talk (GTalk), iş takibini sağlayacak Google Takvim, ofis uygulamalarının şirket içinde web üstünden kullanılmasına imkan veren Google Dokümanlar’ı içeren Google Apps uygulamalarından da faydalanabilecek.
Turkcell Kurumsal Müşteriler Yönetiminden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Emre Sayın konu ile ilgili yaptığı açıklamada, “Türkiye’de yaklaşık 2 milyon küçük ve orta ölçekli işletmenin sadece 400 binin internet sitesinin bulunduğuna dikkat çekerek, ücretsiz İştePosta hizmeti ile işletmelerin kurumsallaşma süreçlerine destek vermeyi hedeflediklerini söyledi. İşTcell’li işletmelere, internet alanında ihtiyaç duydukları çözüm ve hizmetlere tek bir noktadan, www.isteposta.com adresinden erişme olanağı sunduklarını belirten Sayın, bu işletmelerin teknolojiyi daha fazla kullanarak rekabet güçlerini artırmalarına da destek olduklarını” söyledi.
Google Türkiye Pazarlama Direktörü Mustafa İçil ise, Türk ekonomisinin önemli oyuncularından olan KOBİ'lere online dünyanın kapılarını açma ve internet ortamını etkin kullanma fırsatları sunan hizmetler geliştirmenin Google için öncelikli hedeflerinden biri olduğunu belirtti.
İşTcell’li işletmeler, İştePosta platformundan kısa bir süre içinde kolay web sitesi tasarımı, web sitelerini barındırma gibi temel internet hizmetlerini de alacak.
Nilay İŞERİ
107604233
http://www.mediacatonline.com/tr/news/details.asp?id=6208
Subscribe to:
Posts (Atom)